Son Yazılar

Babamız Oğuz, Annemiz Lidya: Anadolu'nun Tarihi ve Anadolu Türklerinin Etnik Kökeni



Anadolu Türkleri neden Orta Asya’daki Türkler'e değil de, Yunan ve Ermeniler'e daha çok benzer? Türkiye Türkleri gerçekten de Müslümanlaştırılmış Yunan ve Ermeniler midir? Yunan bir milliyetçi ile karşılaştığınızda Anadolu’nun Yunanlar'a ait olduğunu, Türkler'in ise bu toprakları işgal ettiğini iddia edebilir. Bir Ermeni ise aynı cümleyi Doğu Anadolu için kullanacaktır. Anadolu gerçekten de Yunan ve Ermenilere ait olup, Türkler bu toprakları onlardan çalmış mıdır? Bu yazıda bu konulara değineceğim. 

Anadolu'da yaşadığı bilinen en eski Anadolu yerlisi uygarlık Luviler'dir. Hint-Avrupa Dil Ailesi'nin günümüzde soyu tükenen Anadolu Dilleri'ne ait Luvice dilini konuşan Luviler, Truvalılar'ın atasıdır.

Anadolu'da medeniyet kurduğu bilinen en eski topluluk ise Hattiler'dir. M.Ö. 2500'lü yıllardan önce Kafkasya'dan Anadolu'ya geldiği düşünülen ve Kuzey Kafkas Dil Ailesi'nden Çerkesçe'ye yakın bir dili konuşan Hattiler, bir diğer Anadolu uygarlığı olan Hititler (Etiler) üzerinde yoğun kültürel etki bırakmışlardır. Öyle ki, M.Ö. 2000'li yıllardan M.Ö. 500'lü yıllara kadar Anadolu'ya egemen olan Hititler, Anadolu topraklarına  Hatti toprakları demeyi sürdürmüşlerdir. Bilinen en eski yerli Anadolu uygarlıklarından birisi olan Hititler, Luviler ile bir arada yaşamış ve Luvice'ye yakın bir diğer Anadolu dili olan Hititçe'yi konuşmuşlardır.


Mor= Miken Yunan, Mavi= Hitit, Yeşil=Süryani, Sarı=Mısır

Hititler'den sonra Antalya ve çevresinde Likyalılar, İzmir ve çevresinde Lidyalılar ve İç Anadolu'da Frigyalılar gibi pek çok antik Anadolu uygarlığı hüküm sürmüştür. Tüm bu uygarlıklar da Hititler gibi Luvice'ye benzer Anadolu dillerine sahiptiler.

M.Ö. 500’lerde tüm Batı Anadolu’da hâkimiyet kuran Lidyalılar, doğudan gelen Pers İmparatorluğu'na yenilmiş ve Anadolu Pers işgaline uğramıştır. Sonrasında M.Ö. 300’lü yıllarda Makedon Kralı Büyük İskender, Pers İmparatorluğu'nu yenilgiye uğratarak Hindistan’a kadar ilerlediğinde, bu sefer de Anadolu toprakları Makedon - Yunan egemenliğine geçmiştir. Anadolu halkları, 1000’li yıllara kadar önce Büyük Roma İmparatorluğu, ardından da Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) etkisi altında kalmış ve asimile olarak kimliklerini kaybetmiş, ancak yine de Anadolu’ya ait çeşitli gelenek ve kültürü korumayı başarmışlardır.

Not 1: Kısaca, yaygın bilinenin aksine antik Anadolu Yunan değil, Anadolu halklarına ev sahipliği yapmış olup, M.Ö. 500'lü yıllardan sonra önce Pers, sonrasında ise Yunan ve Romalı işgaline uğramıştır. Diğer yandan Yunan uygarlığının tarihte ilk görüldüğü bölge Mora Yarım Adası'dır. Ancak elbette gerek Truva Savaşı, gerek İyonya döneminde Batı Anadolu kıyıları zaman zaman Yunan egemenliğine girmiştir. 

Not 2: İstanbul'un fethinin ardından Kiev'in Yunan kardinali Isidore, Fatih Sultan Mehmet'e Truva'nın Prensi sıfatını takmış ve İstanbul'un fethinin yeni bir Roma İmparatorluğu'nun kuruluşu olarak görmüştür. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethinin ardından karşı saldırı olarak bir haçlı seferi hazırlamaya çalışan Papa 2. Pius'a yazdığı mektupta, Osmanlı'nın Truvalı Hektor'un intikamını aldığından ve Anadolu kökeni olan İtalyanlar'ın (Anadolu'dan İtalya'ya göç eden bir Anadolu halkı olan Etrüskler, İtalyan medeniyetinin gelişiminde büyük rol oynamıştır) bu konuda mutlu olması gerektiğinden bahsetmiş, Mustafa Kemal Atatürk ise Kurtuluş Savaşı'nın ardından Truva'nın öcünü aldıklarını söylemiştir.

Günümüzde Kürtler'in yoğun olarak yaşadıkları Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Irak, kısaca Mezopotamya'da M.Ö. 2000 – 1000 yılları arasında Semitik kökenli (Arap, İbrani ve Süryanileri oluşturan ırk grubu) olan Sümerler ve Akadlar hüküm sürmüştür. Devamında ise M.Ö. 500’lü yıllara kadar yine Semitik kökenli olan Babil ve Süryani İmparatorlukları var olmuştur. Kürtler ise orijinal olarak Irak'ın doğusunda yaşamış olan İran kökenli bir millet olup, M.S. 1000’li yıllarda Selçuklular ile bölgeye yerleşmiş, bölgedeki ağırlıklarını ise Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'in bir Şii Türk-Pers devleti olan Safevileri yenerek, kendilerini desteklemesi ile kazanmışlardır. 

Not 3: Sultan Selim'in, hayatı boyunca doğuya gerçekleştirdiği seferlerin aslında tamamı diğer Türk devletlerine karşı olmuştur. Öyle ki, Safeviler İran merkezli bir Şii Türk-Pers, Memlükler ise Mısır merkezli bir Sünni Türk-Çerkes devletiydi.

Doğu Anadolu ise, M.Ö. 800’lü yıllardan beri Ermeniler'in yaşadığı ancak nadiren bağımsız devletler kurduğu topraklar olmuştur. M.S. 0 – 1000 yılları arasında bu bölgede defalarca Roma İmparatorluğu ile Pers İmparatorluğu arasında el değiştirmiştir. Devamında ise önce Abbasiler'in (Arap – İslam devleti), sonrasında Bizans'ın, ardından da Selçukluların egemenliğine geçmiştir.


TÜRK AKINLARI

Kafkasya’dan Moğolistan’a kadar olan bölgede dağınık bir şekilde yaşayan Türkler, ilk genişleme dönemi olarak M.S. 500’lü yıllardan itibaren dünyanın çeşitli bölgelerine akınlar gerçekleştirmişlerdir. Kafkasya’dan Orta Avrupa’ya kadar ilerleyen Hunlar, Atilla’nın ölmesiyle dağılmış, Hindistan’a yönelen Ak Hunlar ise geri püskürtülmüştür. Diğer yandan Göktürkler Kafkasya’dan Kore’ye kadar geniş topraklara sahip bir devlet kuruş, Göktürklerden kaçan Avarlar ise, Orta Avrupa’ya ilerleyerek Avar Kağanlığı'nı kurmuştur (Avarlar ile benzer zamanlarda gelen Bulgar kavimleri, ilk Bulgar Devleti'ni, Macar kavimleri ise daha sonra Macaristan’ı kuracaktır). Bu arada Hazar Denizi'nin kuzeyinden Avrupa'da göç eden Türkler ise Kafkasya, Kırım ve Doğu Ukrayna bölgesine yerleşerek M.S. 500 – 1250 yılları arasında Hazar Kağanlığı (Kuman, Peçenek ve Alanların kontrol dönemleri de olmuştur), 1250 – 1550 yılları arasında ise Moğol etkisinde Astrahan Devleti olarak hüküm sürmüştür.




Not 4: Macarlar Türkler ile akraba olmalarına rağmen, Türk boylarından değildir. Hun bölgesinde egemenlik kurmaları ve diğer iki Türk boyu Avarlar ve Bulgarlar ile yakın olmalarından dolayı Avrupa toplumlarınca uzun yıllar bir Türk boyu olarak sınıflandırılmıştır. Öyle ki, Macaristan isminin Avrupa dillerinde kullanılan biçimi olan "Hungar", Türkçe On Ogur'dan gelmektedir. Ayrıca, Bizans İmparatorluğu 9. ve 10. yüzyılda kaynaklarında Macaristan'a Batı Tourkia (Türkiye), Hazar Kağanlığı'na ise Doğu Tourkia adını vermiştir. 

Not 5: Hazar Kağanlığı, dini ve kültürel hoşgörü konusunda tarihin en önemli devletleri arasında yer almaktadır. Türk, Çerkes, Kazak, Ukraynalı, Tatar ve Çeçen halklarının bir arada bulunduğu kağanlıkta ayrıca daha önce hiçbir devlette görülmemiş seviyede inanç özgürlüğü yaşanmıştır. Öyle ki, Türk kökenli yönetimi Museviliği benimsemiş ülkede, Müslüman, Hıristiyan, Pagan ve Şaman toplumların ibadetlerini rahatlıkla gerçekleştirmelerine de izin verilmiştir. Ayrıca Ukrayna devleti ilk kurulduğunda, Türkiye'nin Osmanlı'yı ata devlet görmesi gibi, kendilerinden önceki ata devletlerinin Hazar Kağanlığı olduğunu kabul etmiştir. 

Not 6: Aslen bir Türk boyu olan Bulgarlar, Avarlar ile yakın zamanlarda Asya’dan Kırım’a oradan da günümüz Bulgaristanı'na gelerek devlet kurmuşlardır. Doğu Roma İmparatorluğu’nun zayıflamasında etkisi olan Bulgarlar, zaman içerisinde Slavlaşarak, günümüz Bulgarlarına dönüşmüşlerdir. Günümüzde açık kanıtlara rağmen, Bulgarlar geçmişten gelen Türk nefreti nedeniyle Türk kökenli olduklarını kabul etmemektedirler. 

Anadolu Türkleri'nin tarihi Türkler'in ikinci genişleme dönemi sayılan 1000’li yıllarda Oğuz Türkleri sayesinde, ancak daha önceki Türk boylarının yaptığı gibi Hazar Denizi’nin kuzeyinden değil, güneyinden, İran üzerinden gerçekleşmiştir. Bu yıllarda Gazneliler Hindistan’a, Karahanlılar Orta Asya’ya hâkim olurken, Türkmenistan’dan çıkan Selçuklular, İran ve Arap topraklarını ele geçirerek Anadolu’ya kadar ilerlemiştir. Devamında, Anadolu Selçuklu Devleti adını verdiğimiz ama dünyada kısaca “Rum” olarak adlandırılan Türk kontrolündeki Anadolu Selçuklu (Rumi) Devleti, Selçuklulardan bağımsızlığını kazanmıştır. 

Anadolu topraklarını Arap ve Pers kaynaklarının Rum şeklinde adlandırmasının nedeni, bu toprakların o dönemde Roma Devleti’nden kazanılmasıdır. Bu nedenle bu kaynaklardan yararlanan Türkler de Anadolu’ya ilk defa girdiklerinde bölgeye Rum diyarı adını vermişlerdir. Buradaki Rum, Yunan demek değildir. Türkler, Anadolu’yu egemenlikleri altına aldıktan sonra bir süre boyunca Anadolu’ya Rum demişlerdir. Erzurum’un ismi de (Erzen-i Rum) buradan gelmektedir.


KÜLTÜREL SENTEZ

Tarihin en çok göç eden ve geniş bölgelere yayılan milleti Türkler'dir. Türkler, kalabalık olmayan nüfuslarına rağmen, savaşçı kimlikleri, savaş taktikleri ve kadın-erkek savaşmaları sayesinde akın ettikleri bölgeleri kolaylıkla ele geçirmişlerdir, ancak diğer yandan nüfusları fazla olmadığı için işgal ettikleri bölgelerde kurdukları devletlerin halkları büyük oranda Türk değil, yerel toplumlardan oluşmuştur. Örneğin tarihte kurulan bazı Türk devletleri ve etnik yapıları aşağıdaki gibidir: 

Akşitler: Yönetim (Türk), Çoğunluğa Sahip Halk (Arap) 
Altın Orda Devleti: Yönetim (Moğol, Türk), Çoğunluğa Sahip Halk (Slav, Türk) 
Babür İmparatorluğu: Yönetim (Türk, Afgan), Çoğunluğa Sahip Halk (Afgan, Hint) 
Delhi Sultanlığı: Yönetim (Türk, Afgan), Çoğunluğa Sahip Halk (Afgan, Hint) 
Kaçar (Qajar) Devleti: Yönetim (Türk), Çoğunluğa Sahip Halk (Pers) 
Gazneliler: Yönetim (Türk), Halk (Afgan, Pers) 
Harzemşahlar: Yönetim (Türk), Çoğunluğa Sahip Halk (Türk, Pers) 
Memlük Sultanlığı: Yönetim (Türk, Çerkes), Çoğunluğa Sahip Halk (Arap) 
Safevi Devleti: Yönetim (Türk), Çoğunluğa Sahip Halk (Türk, Pers) 
Selçuklu Devleti: Yönetim (Türk), Çoğunluğa Sahip Halk (Türk, Pers) 
Timur Devleti: Yönetim (Moğol, Türk), Çoğunluğa Sahip Halk (Türk, Afgan) 

Türkler gerek göçebe oldukları için yerleşik hayat kültürüne sahip olmamaları, gerekse fethettikleri topraklardaki yerel halka göre sayıca az olmaları nedeniyle, ele geçirdikleri toplumlara hem kültürlerini aktarmış hem de o toplumların kültürlerini özümsemişlerdir. Bu sayede hem Türk kültürü geniş coğrafyalara yayılmış, hem de Türkler farklı kültürlere ait pek çok öğeyi benimsemiştir.

İran üzerinden Anadolu'ya gelen Selçuklu Devleti'nin Oğuz Türkleri de önce İran ve İslam, devamında da Anadolu'da yaşayan kadim Anadolu halklarının kültürünü benimsemişlerdir. İşin aslı Alevilik, Bektaşilik ve pek çok yarı İslami gelenek; Tengrist Türk kültürü, Arap kültürü ve Anadolu kültürünün kombinasyonudur. Öyle ki, Anadolu Türkleri'nde hem Orta Asya'ya ait Albız, Albastı gibi  Şamanist inançlar, hem de antik Anadolu'ya ait ağaca çaput bağlamak, tahtaya vurmak gibi Pagan inançları varlığını sürdürmektedir. Hatta günümüzdeki tüm camilerin, hatta Ayasofya gibi eski nesil Ortodoks kiliselerinin mimari sanatı olan kubbe dam inşası, doğrudan bir Anadolu tanrıçası olan Kibele ile ilişkilidir.

Not 7: Kağan, hakan ve han gibi unvanları kullanan Türk hükümdarları, Pers kültürünün etkisi ile şah, İslamiyet'e geçişle birlikte sultan ve son olarak İstanbul'un fethi ile birlikte de II. Mehmet Han'dan sonra Kayser-i Rum unvanını kullanmaya başlamışlardır. Kayser-i Rum sıfatı, Roma'nın Sezar'ı anlamına gelmekte olup, meşhur Roma İmparatoru Julius Caesar'a göndermedir. Nitekim Osmanlı sultanları, Roma İmparatorluğu'nun devamı olan Bizans İmparatorluğu'nu yendikleri için, Osmanlı'yı Roma'nın selefi olarak görmekteydiler. 

Not 8: Bizans'ın Roma İmparatorluğu'nun devamı olması gibi, İstanbul da Roma'nın devamıdır. Hatta İstanbul'un ilk adı Nova Roma, yani Yeni Roma'dır. Konstantinopolis ismi çok daha sonraları kullanılmaya başlanmıştır.  


GENETİK SENTEZ

Türkiye ve Dünya'nın Genetik Yapısı adlı yazımda Y-DNA ve genetik grupları detaylı bir şekilde açıklamaktayım. 

Selçuklular Anadolu’ya girdiklerinde Anadolu’da hali hazırda kadim Anadolu halkları yaşamaktaydı. He ne kadar uzun yıllar Roma İmparatorluğu'nun etkisi ile bu halklar Hıristiyanlaşmış olsa da kültürel ve genetik olarak Hitit ve Lidya'nın devamıydılar. Sayıca az olan Oğuz Türkleri Anadolu’da bu halklar ile karşılaşmış ve kısa süre içerisinde kültürel ve genetik olarak kaynaşmıştır.

Y-DNA sonuçlarına göre, Anadolu Türkleri hem Orta Asya'dan gelen Oğuz genlerini, hem de bölgede binlerce yıldır yaşayan kadim Anadolu ırklarının genlerini günümüzde taşımaktadırlar. Öyle ki bilimsel sonuçlar, Türklerin hem Orta Asya Türklerine ait Q ve N, hem de Anadolu ırklarına özgü J2 haplogruplarına sahip olduklarını göstermektedir. Üstelik, bu grupların köken ve miktar olarak Yunan ve Ermeniler'den farklı olması bazı batı kaynaklarında Anadolu Türklerinin Müslümanlaştırılarak asimile edilmiş Yunanlar ve Ermeniler olduğu iddiasını çürütmektedir. Ayrıca tarihsel kayıtlar Yunan ve Ermeniler ile Türkler arasında yoğun evlilikler olmadığını da göstermektedir ki bu durum evlilik bağları ile iki ırkın birbirine yakınlaşması ihtimalini de ortadan kaldırmaktadır.

Not 9: Sanılanın aksine Türkler, Moğollar ve Çinliler kadar çekik gözlü bir ırk değildir. Orta Asya'da Avrasya'nın geçiş ırkı olan Türkler, hem Avrupalı hem de Asyalı özelliklerine sahiptir. Bu nedenle Batı'ya göç eden Türkler 1-2 kuşak içerisinde kolaylıkla Avrupalı görünümüne, Asya'da kalıp Moğol istilasına uğrayan Türkler ise Mongoloid görünüme sahip olmuşlardır. 

Not 10: Türkler'in yaşadığı genetik sentezi, Asya'dan Avrupa'ya göç etmiş Macarlar, Bulgarlar, Finler ve Estonyalılar da yaşamıştır. Eski çağlarda Türkler'e benzer genotip ve fenotipe sahip olan Macarlar Orta Avrupa'da Slav, Finler ve Estonyalılar ise İskandinav etkisine maruz kalarak Avrupalılaşmışlardır. Ancak yine de dikkat edilirse, Finler'de hala en yüksek frekanstaki grup bir Asya haplogrubu olan N'dir. Kısaca, Finler de Türkler gibi, hem İskandinav hem de Kuzey Asya mirasının taşıyıcılarıdır. 


Açık yeşil: J2, Koyu yeşil: J1

Anadolu Türkleri ile Yunanlar'ın ortak bir şekilde en yaygın haplogrup olarak J2 genini taşımaları tesadüf değildir. Nitekim, J2 sadece kadim Anadolu halklarının değil, Batı Asya'daki tüm geçmiş ırkların sahip olduğu bir gruptur. Öyle ki, Hitit ve Luviler'in yanında, Sümerler, Süryaniler ve Akadlar gibi Semitik toplumlarda da J2, Anadolular kadar yüksek frekansta olmasa da görülmüştür. 

Dikkat edilirse Anadolu Türkleri'nde, Mezopotamya kökenli toplumların grubu olan J1, İran - Hindistan grubu olan L ve Kuzey Afrika'nın grubu olan E de yoğun oranda görülmektedir. Bunun nedeni ise Anadolu'nun antik çağlardan beri pek çok kez Arap işgaline uğraması ve Oğuz Türkleri'nin Anadolu'ya gelmeden önce Hindistan, İran ve Arap etkisinde de uzun süre kalmasıdır.

Türkiye Türkleri genetiğinde önemli ölçüde G, yani Kafkas geni de bulunmaktadır. Bunun en önemli nedeni ise Anadolu'ya gerçekleşmiş olan Hazar, Kırım ve Çerkes göçleridir. Öyle ki, günümüz Türkiye nüfusunun yaklaşık %10'unun Kafkas kökenli olduğu kabul edilmektedir.



İşin aslı, günümüz Anadolu Türkleri hem Orta Asya Türkleri'nin hem de kadim Anadolu haklarının genetik ve kültürel mirasçısı konumundadırlar. Deyim yerindeyse bir Türkiye Türkü'nün babası Orta Asya'dan gelen Oğuz ise, annesi Anadolu'da binlerce yıl boyunca yaşamış olan Anadolu'nun gerçek sahibi Lidya'dır (Elbette Türkiye Türkleri'ni oluşturan üçüncü faktör olarak Kafkas göçlerini de unutmamak gerekir, nitekim bugün Türkiye Türkleri %10'a yakın oranda Kafkas haplogrubu G'ye de sahiptir). Günümüz Anadolu Türkleri, 1071'de Anadolu'ya ilk defa ayak basan Selçuklular'dan ibaret değil; hem kültürel hem kalıtsal olarak bu toprakların gerçek sahipleridir. Hatta Türkiye Türkleri'nin sahip oldukları Anadolu haplogrubu, Orta Asya haplogrubuna göre çok daha fazla orandadır. Bu durum da Anadolu Türkleri'nin, fikirsel olarak kendilerini Hititlerden ziyade Orta Asya'dan gelen Türklerin çocukları olarak görmelerine rağmen aslında Hititler'e genetik olarak daha yakın olduklarını göstermektedir. Kısaca, Anadolu Türkleri, Avrupa'nın uzun yıllardır benimsetmiş olduğu 1071'den itibaren Anadolu'ya sahip oldukları düşüncesinden vazgeçmeli ve Anadolu mirasına 5000 yıllık geçmişiyle sahip çıkmalıdır. 


2 yorum:

  1. bilgilendirici bir makale teşekür ederim

    YanıtlaSil
  2. milliyetçiliğe farklı bir bakış açısı olmuş

    YanıtlaSil

Google hesabı kullanmak istemeyenler yorum göndermek için Yorumlama Biçimi'nde Adı/URL kısmından seçim yapabilir.

Author: Can Guzel, Design: notral.com, notral.com - Copyright © 2016

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.