Son Yazılar

Farklılıktan Doğan Yalnızlık




Çevrende insanlar olabilir. Onlarca dostum dediklerin, sosyal medyada paylaştığın hayatına dair sahte kesitlerin altında üç haneli beğenilerin de olabilir. Ama seni gerçekten anlayan, daha doğrusu yanında "gerçek sen"i çekinmeden, uğraşmadan sergileyebileceğin birileri yoksa etrafında, işte o zaman dipsiz kuyuya benzeyen gri yalnızlığı yaşarsın. Nihayetinde sosyal ve konuşkan birisi olsan bile ıssız olmaktır, gri yalnızlık. Ne dünyanın bir yarısı gibi siyahsındır, ne de diğer yarısı gibi beyaz. 

Farklı insanların lanetidir gri yalnızlık. Farklı olmakla övünen özentiler değil, yaşadığı toplumdan gerçekten farklı olanlar, daha kolay olduğu için her daim normal olmaya, normal insanlar gibi var olmaya özlem duyar ama başaramaz. Nitekim, konuştuğun zaman çoğunlukla anlaşılmaz veya yanlış anlaşılırsın. Sanki yeryüzünde sadece tek bir kişinin konuştuğu bir dile sahipmişsin gibi gelir. Herkesle aynı anda gülebilirsin belki ama aynı anda ağlayamazsın, heyecanlanamazsın. Bunun sonucunda da ya kendini toplumdan uzaklaştırırsın, ya da maskeni takıp çevrenin senden istediği sahteliği sergilemeyi denersin. Ama sırıtır bu da, gerçek değildir sonuçta...

"Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir" demişler. Doğru. Mutluluğunu paylaşabileceğin, gerçeği yaşayabileceğin dostların vardır, ama derin hüznünü, derin heyecanını, zihninin derinliklerini paylaşabileceğin...? Emin olamazsın.

"Kendini her yalnız hissettiğinde gökteki yıldızlara bak ve evrende yalnız olmadığını fark et" derler. Ama bu söz de sana anlamsız gelir, hem de oldukça anlamsız. Sonuçta bilirsin; o yıldızlar belki milyonlarca yıl önce yok olmuş, sana uzaklardan o hiçliğin ışığı gelmektedir yalnızca. Gözlerinle görsen de o yıldızlar aslında yoktur, o yıldızlar da hayatının geri kalanı kadar sahtedir, o yıldızlar da hayatının bir diğer kandırmacasıdır. 

Gri yalnızlık karanlık, dipsiz bir kuyuya benzer dedik. Peki yok mudur bu karabasanın çaresi? Evet, ilk düştüğünde zorlanırsın. Ne yapacağını bilemezsin. Ama korkmak ve amaçsızca çırpınmak yerine derin birkaç nefes alıp, düşünmeye başladın mı, daha önce nerede olduğunu bilmediğin, ancak sonra bir anda fark edeceğin o elindeki meşaleyi yakarsın, işte o ışık hem kuyudan yavaş yavaş tırmanarak çıkmana yardımcı olacak, hem de kuyudan çıktıktan sonra bile gecenin zifiri karanlığında yolunu bulmanı sağlayacaktır. Meşaleni uzakta aramana da gerek yoktur. Çünkü meşale zaten senin yanında, senin onu fark etmeni ve yakmanı beklemektedir. O meşale seni sen olduğun için sevenlerdir. Seni hatalarınla kabul eden, ve sana koşulsuz yardım etmek isteyenlerdir. Senin meşalen, belki ailen, bir ihtimal sevgilin, ama en çok da tanrındır..

Belki ailendir çünkü seni sen olduğun için doğuştan kabullenmiştir ama yine de emin olamazsın. Bir ihtimal sevgilindir, çünkü aşkın gözleri kör eden perdesini gözlerine takmış, senin hatalarını görmezden gelmiş, farklılıklarını sevmiştir ama yine de bir gün terk edebilir. Yalnız, kesin olarak tanrındır çünkü bir ruh-daş bulamadıysan bu hayatta, gerçek seni anlayan ve tanıyan sadece tanrındır.

Kısaca, korkma ve üzülme, kendini en yalnız hissettiğin o karanlık ve soğuk gecede kafanı kaldırıp yıldızlara baktığında, işte o anda yıldızlardaki ve hayatındaki sahteliği değil, tanrının yarattığı eşsizliği göreceksin. Unutma, yalnızsın, ama unutulmuş değil.

3 yorum:

  1. yanlızlık konsepti ile başlayıp inanç ile bitti yazı sevdim

    YanıtlaSil
  2. benim için yalnızlık gece yatağa yattığımda yukarı daire tavandan gelen misket yuvarlanması sesinden korkmamak tam tersine 1-2 metre üstümde insanlar olduğu için aslında yalnız değilim diye düşünüp sevinmek..

    YanıtlaSil
  3. Alıştığımızdan daha kısa bir yazı :)

    YanıtlaSil

Google hesabı kullanmak istemeyenler yorum göndermek için Yorumlama Biçimi'nde Adı/URL kısmından seçim yapabilir.

Author: Can Guzel, Design: notral.com, notral.com - Copyright © 2016

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.