Son Yazılar

Yalnızlık ve İdeal Aşk



Yalnızlık? Hiç arkadaşın olmaması mı? Yoksa bir çok arkadaşa rağmen, gerçek bir dostu, bir ruhdaşı bulamamak mı?

Çevrende insanlar olabilir. Onlarca dostum dediklerin, sosyal medyada paylaştığın hayatına dair sahte kesitlerin altında üç haneli beğenilerin de olabilir. Ama seni gerçekten anlayan, daha doğrusu "gerçek sen"i çekinmeden sergileyebileceğin birileri yoksa etrafında, işte o zaman koyu yalnızlığı yaşıyorsun.

Farklı insanların lanetidir ebedi yalnızlık. Farklı olmakla övünenler dışında, yaşadığı toplumdan gerçekten farklı olanlar, daha kolay olduğu için her daim normal olmaya, normal insanlar gibi var olmaya özlem duyar ama başaramaz. Nitekim, konuştuğun zaman çoğunlukla anlaşılmaz veya yanlış anlaşılırsın. Sanki yeryüzünde sadece tek bir kişinin konuştuğu bir dile sahipmişsin gibi gelir. Herkesle aynı anda gülebilirsin belki ama aynı anda ağlayamazsın, heyecanlanamazsın. Bunun sonucunda da ya kendini toplumdan uzaklaştırırsın, ya da maskeni takıp çevrenin senden istediği sahteliğinle baş başa kalırsın. Into the Wild'da geçen güzel bir sözü var; "mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir". Mutluluğumu paylaşabileceğim dostlarım çok şükür var. Peki derin hüznümü, derin heyecanımı paylaşabileceğim? Emin değilim. Peki gerçek benliğimi dökebileceğim? Sanmıyorum...

Yalnızlık karanlık bir kuyuya benzer. İlk düştüğünde zorlanırsın. Amaçsızca çırpınmak yerine derin birkaç nefes alıp, cebindeki feneri yaktın mı, işte o ışık hem kuyudan yavaş yavaş tırmanarak çıkmana yardımcı olacak, hem de kuyudan çıktıktan sonra bile gecenin zifiri karanlığında ilerlemeni sağlayacaktır. Kişinin bu feneri uzakta aramasına da gerek yoktur. Yalnız olmayı, kendime yetebilmeyi uzun yıllar önce öğrendim. Ama ikisi ailem, diğeri Tanrı olmak üzere ne kadar farklı olursam olayım, beni ben olarak tanıyan ve kabul eden üç adet feneri hiç unutmadım. Aileniz yanınızda yok ise, kendinizi en yalnız hissettiğiniz o karanlık ve soğuk gecede kafanızı kaldırıp yıldızlara bakın ve unutmayın, yalnızsınız ama unutulmuş değil.

Yalnızlık tamamen kötü bir şeymiş gibi gözükür, ki öyledir de… Ruhun kendi ile baş başa kalması, kendisine anlatması, kendisini dinlemesi, yalnızlık ile güçlenmesi ve aydınlanması ise tüm acıların yanında kâr olandır. Kafa denklerinle bir barda oturup karşılıklı biranı yudumlamak zevk verir, diğer yandan da ruhunu dinlediğin ve ruhuna anlattığın anlar ise ruhuna ışık verir.

Ne demişler; "gerçek bir dosta sahipsen, dünyanın geri kalanına ihtiyacın yoktur". Bir zamanlar gerçek bir kaç dost edindim, dünyanın kalanına ihtiyacım yoktu. Zira, ne maskeye ihtiyacım vardı, ne de sahte gülümsemelere. Bir zaman geldi, dostlarımı havaya, ateşe ve toprağa verdim, kaybettim. Bir zaman geldi dostlar edindim, ama onların beni de aynı hislerle mi gördüğünü bilemedim. Bu bilinmezlikte, bu soru yığınında dostluk da anlamını kısa sürede kaybeder. Dost, güven demekti. Ve güven olmayan yerde dostluğu zorlamak muhtaçlıktı.
Sevgililerim oldu ama hiç gerçek aşkı tatmadım. Ruhumda aşk vardı ama aşık olacağım kadın olmadı. Dış görünüşe önem verdim mi? Evet, ama yeterli değildi. Kültüre, bilgiye önem verdim mi? Evet, ama bu da yeterli değildi. Ahlaka önem verdim mi? Evet, ama yine yeterli değildi. Her kadında özel bir ışığı aradım.

Zaman geçince fark ediyorsun da, aslında aradığın ideal kadın falan değil, kendin oluyorsun. Daha doğrusu kendin gibi biri değil de herşeyiyle seni anlayabilecek birisini arıyorsun. Dost olmak için cinsiyet ayırt etmedim. Hatta havaya verdiğim en yakın dostum bir kadındı. İşte bu nedenle sevgilimin, ruh eşimin de bana en yakın dosttan daha yakın olmasını istedim. Böyle böyle aylar, yıllar geçti. Şimdi pişman mıyım? Sanmıyorum. Hayat bir kumar. Bu da benim kumarım. Sadece bedenimin değil ruhumun da doyasıya sevişebileceği kadını aramaya devam edeceğim. Belki bir gün...

Notral.com - tarafsız blog - Written by Kaotik Adam, Design by CC.com, - Copyright © 2018

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.