Son Yazılar

Türkiye ve Dünyanın Genetik Yapısı

Türklerin Kökeni
Türkiyenin Genetiği
Türk müsünüz?
Türkiye'nin etnik yapısı
Türkiye'nin gen haritası



Dünyanın en büyük sorunlarından biri olan ırkçılığa karşı bir süredir ırksal genetik araştırması yapıyordum. En sonunda ortaya güzel bir çalışma koyduğumu düşünüyorum. Irksal genetik ve Y-DNA analiziyle ilgili en geniş çaplı Türkçe kaynak olan bu yazıda, Türkler ve diğer milletlerin genetik yapılarını, saf kanlık, göçlere bağlı köken ve gen değişimlerini anlatacağım. Sarışınlık, renkli gözlülük ve milli zekâ gibi kavramları, genetik sentez ve milletler arası akrabalıkları inceleyecek ve ırkçılık görüşünü çürüteceğiz. Yazı biraz uzun gelebilir, ancak yazının sonunda hem kendi genetik yapınız ile ilgili bir fikir sahibi olabilecek hem de milletçilik ve ırkçılık kavramlarına bakış açınız değişecektir.

Bir insanın kendi elinde olmadan kazandığı, doğuştan gelen özellikleriyle övünmesi veya başkalarına bu nedenlerle ayrımcılık yapması mantık dışıdır. Nasıl ki “çok güzelsiniz” denilen bir kadının sanki güzel olmak kendi başarısıymış gibi teşekkür etmesi anlamsızsa, insanların genlerinden ve ırkından övünmesi de aynı şekilde anlamsızdır. Zaten ırk kavramı da toplumun bildiğinden çok daha farklı bir yapıya sahiptir. Saf, arı ırk yoktur ve bütün toplumlar A’dan T’ye adlandırılan DNA dizilimlerinin farklı kombinasyonlarından oluşmuştur. Evet, görünüş olarak bazı ırklar birbirinden farklıdır, ancak diğer yandan bu yazıda da göreceğiniz gibi her ırkın kendine ait avantajları ve dezavantajları vardır. Bu kapsamda, her ırkın değeri aynıdır.

Genetik olarak ırk kavramı, farklı DNA dizilimleridir. Mesela, bir Türkiye Türkü ve Yunanistan Yunan’ının genetik dizilimleri benzerdir. Türkleri Asyalı, Yunanları Avrupalı düşünsek bile, bu iki milletin günümüzde kardeş genetiğe sahip olduğu gerçeğini değiştirmez. İşte bu nedenle, ırk dediğimiz aslında içi boş bir kavramdır. Yunanı Yunan ve Türkü Türk yapan genleri değil, kültürel yapıları ve tarihleridir. Aynı genetiği paylaşan değil, ortak tarih ve kültürü olan toplulukları millet olarak kabul etmeliyiz. Bu kapsamda milliyetçilik aslında bir tür kültürel dayanışma halidir. Ve yine bu kapsamda ırkçılık ve köken üzerinden milliyetçilik modern zamanların büyük aptallığıdır.



Y-DNA VE GENOGRAPHIC PROJECT

2005 yılında National Geographic ve IBM ortaklığıyla başlatılan “Genographic Project” ile insanoğlunu genetik köklerinin ve göçlere bağlı gen değişimlerinin analizi amaçlandı. Bu proje kapsamında yıllarca dünyanın çeşitli bölgelerindeki birçok etnik gruptan insanın DNA’sı analiz edilerek bir veritabanı oluşturuldu. Benzer etnik kökenden gelen insanların DNA dizilimleri birbirine daha çok benzediği için, bu çalışma sayesinde günümüz toplumlarının hangi ortak atalardan geldikleri kolayca anlaşılabiliyor.

Bu çalışma iki türlü yapılıyor çünkü vücudumuzda hali hazırda farklı dizilimlere sahip iki çeşit DNA bulunuyor. Bunlardan birisi hücre çekirdeğinin içinde bulunan ve genom adı verilen 46 kromozomlu (temel) DNA, diğeri ise hücrenin enerji organeli olan mitokondrinin içindeki mitokondriyal DNA. Baba tarafından ataların öğrenilmesi için çekirdek DNA’sının içindeki Y kromozom dağılımı inceleniyor. Ancak bu çalışma sadece erkeklerin baba tarafını öğrenebilmesini sağlıyor çünkü bildiğiniz gibi kadınlarda, erkeklere özgü olan Y kromozomu bulunmuyor. Kadınların, anne tarafından atalarını öğrenebilmesi için ise mitokondriyal DNA kullanılıyor. Bunun nedeni de, hücrelerimizdeki mitokondrilerin anneye ait yumurta hücresinden aktarılmasıdır. Yani mitokondriyal DNA kalıtsal olarak anneden geliyor. Bu yazıda, Genographic Project’de çekirdek DNA sonuçları öncelik olarak alındığı için, sadece Y-DNA üzerinden ırksal genetiği ele alacağım.

Proje kapsamında Y-DNA üzerindeki mutasyonlar belli harfler ile kodlanarak ortaya çıkan genetik değişimlere haplogrup adı verildi. Bu gruplar ırksal genetiğin analiz edilmesinde temel noktayı oluşturuyor. Şimdi sırayla Y-DNA haplo-gruplarını tanıyalım.



Gelişim Şeması



A (Afrika)

Mutasyona uğramamış ve ilk olduğu için Âdem grubu olarak adlandırılır. Doğu ve Güney Afrika’da, özellikle Sudan ve Angola’da görülür.


B (Afrika)

50000 yıl önce A grubunun mutasyonu sonucu oluşmuştur. Afrika genelinde ve özellikle Pigmeler arasında görülür.


C (Kuzey Doğu Asya, Amerikan Yerlileri, Avustralya)


Afrika’dan çıkarak sırayla Arabistan, Hindistan ve Endonezya üzerinden geçerek Avustralya ve Doğu Asya’ya yayılmıştır. Sibirya, Avustralya, Moğolistan ve Orta Asya Türk Devletlerinde yoğun olmak üzere, Japonya, Kore, Çin, Çinhindi ve Filipinler’de görülür. Ayrıca Bering Boğazı ile Amerika’ya ulaşan iki gruptan birisidir (diğeri Q). Bu nedenle Amerikan yerlilerinde de bariz olarak görülmektedir. Genel olarak Kuzey Doğu Asya ile Pasifik Okyanusu çevresindeki bütün milletlerde C grubuna rastlanır.


D (Tibet, Japonya)

C grubu ile benzer göç yolu izlemiştir. Afrika’dan çıkarak sırasıyla Arabistan, Hindistan ve Endonezya üzerinden geçerek doğrudan Japonya adasına, oradan da Tibet’e yayılmıştır. %10’dan fazla miktarda sadece Tibet ve Japonya’da bulunmaktadır. Hafif miktarda Çin ve Çinhindi’nde de görülebilir. Ayrıca Tibet ve Japonya arasındaki genetik bağın açıklanmasında kullanılır.


E (Afrika, Akdeniz, Balkanlar)




Sudan yakınlarında ortaya çıkmıştır. Batı ve güneye dağılarak günümüz Afrika milletlerinde görülen yaygın grup E3a’yı, Mısır, İsrail ve Anadolu üzerinde Balkanlar’a dağılarak da E3b grubunu oluşturmuştur. E3a, Batı ve Orta Afrika’da yoğun olmak üzere hemen hemen her bölgede görülür. E3b grubuna ise Kuzey Afrika, İspanya, Portekiz, İtalya, Türkiye, Yunanistan ve Balkanlarda rastlanmaktadır.


F (Hindistan, İran)

Ortadoğu’da oluşmuştur. Farklı yönlerden Doğu’da İran, Hindistan ve Orta Asya’ya, Kuzey’de Anadolu ve Balkanlara, Güney’de ise Etiyopya’ya ulaşmıştır. Mutasyona uğradığı için günümüzde sadece Hindistan ve İran’da nadir oranlarda rastlanabilir.


G (Kafkasya)


20000 yıl önce Doğu İran’da ortaya çıkmıştır. Kafkasya grubudur. Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, Çeçenistan, Osetya, Dağıstan gibi Kafkas milletleri ve Türkiye’de yoğun miktarda olmak üzere, Yunanistan, İran ve İsrail’de görülür.


H (Hindistan)


İran’da ortaya çıkmış ve Hindistan’a dağılmış bir gruptur. Günümüzde yoğun olarak sadece Hindistan’da görüldüğü için Hintlere özgü bir grup olarak düşünülebilir. Ayrıca Hindistan’dan göç ettikleri için Avrupa çingenelerinde de az miktarda H grubuna rastlanabilir.


I (Orta, Orijinal Avrupa)


I grubu Avrupa’da doğan tek gruptur. Aynı zamanda da Avrupa’nın en eski grubudur. Bu nedenle kök Avrupa grubu olarak adlandırılabilir.


I1 (Cermen, İskandinav)



İsveç, Norveç, Danimarka, İzlanda gibi İskandinav ülkelerde yoğun olarak görülen bir gruptur. Ayrıca çevre ülkeler olan İngiltere ve Finlandiya’da da yaygındır.


I2 (Balkan)


Romanya, Moldova, Bulgaristan, Sırbistan, Makedonya ve Bosna gibi balkan ülkelerinde ve Sardinya adasında yaygındır. Yunanistan, Türkiye ve Irak’ta az miktarda görülebilir.


J (Ortadoğu - Akdeniz)


En önemli grupların başında yer almaktadır. Arap ve Yahudi ırklarının atası olmasının yanında, aynı zamanda Türkiye, Yunanistan, İtalya, İspanya, İran, Balkanlar, Kuzey Afrika ve Hindistan olmak üzere çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. İbrahimi Dinlerde ismi geçen peygamberlerin büyük çoğunluğu bu gruptandır.


J1 (Semitik - Arap, Yahudi)


Sami ırkların genel haplogrubudur. Bütün Arap ülkeleri, İsrail, Etiyopya ve Kafkasya’nın Dağıstan bölgesinde yaygındır.


J2 (Anadolu, Yunan, Roman, Mezopotamya)


Anadolu merkez olmak üzere çevresindeki Romanya, Yunanistan, İtalya, Kafkasya, Ortadoğu ve Mezopotamya’da yaygındır. Türkiye’de görülme yüzdesi en fazla olan gruptur.


K (İran)


İran’da ortaya çıkmıştır. L, M, N, O ve Q gruplarını oluşturmuştur. Bu kapsamda Türkler, Finlandiyalılar ve Çinliler gibi birçok farklı milletin atası konumundadır. Günümüzde İran, Afganistan, Pakistan ve Hindistan’da rastlanabilir.


L (Hindistan)

Hindistan’da ortaya çıkmıştır ve günümüzde genel olarak Hindistan’da rastlanabilir.


M (Yeni Gine)

K grubundan mutasyona uğrayarak sırasıyla Hindistan, Çinhindi ve Endonezya üzerinden Yeni Gine’ye ulaşmıştır. Günümüzde yoğun olarak sadece Yeni Gine’de rastlanır.


N (Ural, Fin, Sibirya)


10000 yıl önce K grubundan türemiştir. Ural kökenli göçebe milletler ile Asya’dan Avrupa’ya taşınmıştır. Bu nedenle Kuzey Avrasya’nın tamamında oldukça yoğundur. Avrupa’da en yoğun olduğu ülke ise Finlandiya’dır. Finlandiya dışında diğer İskandinav ve Baltık ülkelerinde, Kuzey Rusya ve Sibirya Yakut Türklerinde de yoğun olarak görülür. Ayrıca diğer Türk kökenli ırklarda da az miktarda görülebilir.


O (Çin, Çin Hindi)


35000 yıl önce K grubundan türemiştir. Asya’da yoğun olarak görülebilen en eski gruptur. Çin, Çinhindi devletleri, Endonezya, Filipinler, Madagaskar ve Kore’de yoğun olmak üzere Japonya, Moğolistan, Avustralya ve Orta Asya Türk devletlerinde görülmektedir.


P (Orta Asya, Amerikan Yerlileri)

R ve Q gruplarının atasıdır. Günümüzde çok nadir olarak Orta Asya ve Amerikan yerlileri arasında görülebilir.


Q (Hun, Türk, Macar, Amerikan Yerlileri)



20000 yıl önce P grubundan türemiştir. Çıkış noktası Orta Asya’dır. Q, Türk ve Hun kökenli milletlerin ana grubu olarak kabul edilir. Bu nedenle Türk kökenli olup, Q grubunu bulundurmayan millet yoktur. Q grubu Orta Asya Türkleri ve Amerikan yerlilerinde oldukça yaygındır. Ayrıca Türkiye, Norveç, İzlanda, İran ve Macaristan’da nadir olarak görülmektedir. Q grubu Türkler, Hunlar ve Amerikan yerlileri arasındaki akrabalık teorilerini açıklamak amacıyla kullanılmaktadır.


R (Avrupa, Orta Asya, Hindistan)


30000 yıl önce P grubundan türemiştir. En fazla yayılmış ve çeşitlenmiş gruptur. Avrupa’nın I ile birlikte temel genetik grubunu oluşturur.


R1a (Slav, Altay, Hint)


R’nin mutasyonu sonucu Orta Asya’da ortaya çıkmıştır. Ruslar ve Polonyalılar gibi Doğu Asya Slavlarında, Uygurlar ve Altaylar gibi Orta Asya Türklerinde ve Kuzey Hindistan’da yoğun biçimde görülür. Bunlar dışında, hafif miktarda Sibirya, Türkiye, Balkanlar, İran, Almanya ve İskandinavya’da da görülmektedir.


R1b (Batı Avrupa, Uygur)



R’nin mutasyonu sonucu Batı Asya’da ortaya çıkmıştır. Günümüzde bütün Batı ve Orta Avrupa’da yoğun oranlarda görülmektedir. Bunlar dışında Türkiye, Yunanistan, Balkanlar ve Kafkasya ülkelerinde de azımsanmayacak oranlara sahiptir. Ayrıca Çin’in Kuzeyinde yaşayan Uygur Türklerinde yüksek oranda görülmektedir.


R2 (Kuzey Hindistan)

R’nin mutasyonu sonucu Orta Asya’da ortaya çıkmıştır. R1a ve R1b gibi Avrupa değil, güneye, Hindistan’a doğru ilerlemiştir. Günümüzde çoğunlukla Hindistan ve çevresinde bulunan fazla yaygın olmayan bir gruptur.


S (Doğu Yeni Gine)

Kökeni belli olmayan bir gruptur. Nadir olarak Yeni Gine adasının doğusunda görülebilir.


T (Doğu Hindistan, Doğu Afrika)


Kökeni belli olmayan bir gruptur. Günümüzde nadir olarak Doğu Afrika, Doğu Hindistan, Mısır, İran ve Sicilya’da görülebilir.


Not: Aşağıdaki haritadan hangi bölgede hangi haplogrubun baskın olduğunu inceleyebilirsiniz.


Dünya'da Haplogrupların Dağılımı


Not: Aşağıdaki listeden Avrupa'da hangi ülkede hangi genlerin dağılımının daha fazla olduğunu inceleyebilirsiniz.






Şimdi de bu gruplar nasıl bir göç yolu ve evrimleşme izlemişler, onu inceleyelim:


Göç Yolları


Evrim


Bütün insanlar Afrika’dan türemişlerdir. Yeryüzündeki tüm milletlerin ortak atası Âdem grubu olarak adlandırılan A haplogrubudur. Orta Afrika’daki Âdem grubu mutasyona uğrayarak B grubunu oluşturmuştur. B grubunun bir kısmı Afrika’ya yayılmış, bir kısmı ise mutasyonla CR grubuna türemiştir.

CR grubu Afrika’dan çıkan ilk grup olduğu için bugün Afrikalı (siyahi) olmayan bütün ırkların atasıdır. CR grubu mutasyonla C, D, E ve F gruplarına dönüşmüştür. Bu gruplardan E’nin bir kısmı Afrika’ya yayılmış, bir kısmı ise Mısır, Filistin, Anadolu ve Yunanistan’a göç etmiştir. C ve D grupları hemen hemen birlikte hareket ederek, sırasıyla Arabistan, Hindistan ve Endonezya üzerinden Doğu Asya’ya ulaşmışlardır. D grubu Endonezya’dan, Japonya, Kore, Moğolistan ve Tibet hattında dağılmıştır. C grubu ise, Avustralya, Japonya ve Mançurya’ya dağılmış ve ayrıca daha sonra ortaya çıkacak Q grubu ile Amerikan Yerlileri ve Eskimoları oluşturmuştur.

Ortadoğu’da bulunan F grubu mutasyonla G, H, I, J ve K gruplarına dönüşmüştür. Her ne kadar G grubu Afganistan civarlarında oluşmuş olsa da günümüzdeki Kafkasya ırklarının oluşmasını sağlamıştır. H grubu da İran’da ortaya çıkmış ve Hindistan’a yayılmıştır.

J grubu bütün Sami ırklar ile Anadolu ve Mezopotamya milletlerinin atasıdır. Ortadoğu, Anadolu, Kafkasya, Kuzey Afrika ve Balkanlara yayılmıştır. J1 grubunun mutasyonu sonucu Araplar, Aramiler ve Yahudiler, J2 grubunun mutasyonu sonucu ise Roman ve Anadolu milletleri ortaya çıkmıştır. Günümüzde J2 grubu Akdeniz çevresindeki bütün milletler olmak üzere özellikle Türkiye Türkleri, Rumenler, Yunanlar ve güneydeki İtalyanlarda baskındır.

I grubu, genel olarak Avrupa’yı oluşturan iki temel gruptan birisidir (diğeri R). Ortadoğu’dan Balkanlara doğru ilerlemiş ve mutasyona uğrayarak I1 ve I2 gruplarına türemiştir. Daha sonra I1 grubu Kuzeye göç etmiştir. Günümüzde I1 grubu Norveç, İsveç gibi İskandinav milletlerinin, I2 ise Balkan milletlerinin temelinde bulunur.

K grubu, İran’da ortaya çıkmıştır ve birçok farklı ırkın atası konumundadır. Mutasyonla L, M, N, O ve P gruplarına dönüşmüştür. L grubu Hindistan’a, M grubu ise Yeni Gine’ye yayılmıştır. O grubu Çin’e yayılmıştır ve günümüzde Çin ve Vietnam, Malezya gibi Çinhindi ülkelerinin temel haplogrubudur. N grubu ise Kuzey Asya’ya, oradan da Avrupa’ya ilerleyerek Kuzey Avrasya – Ural milletlerini oluşturmuştur. Günümüzde Finlandiya, Estonya ve Sibirya Türklerinde yoğun miktarda görülür.

P grubu Avrupa kökenli ırklar ile Altay kökenli ırkların atasıdır. Orta Asya’da bulunan P grubu mutasyon sonucu R ve Q gruplarına dönüşmüştür. Q grubu, Kuzey ve Doğuya ilerleyerek N ve R ile karışarak Türkler gibi Altay kökenli milletleri oluşturmuştur. Orta Asya’da uzun süre sabit duran R mutasyon sonucu R1 ve R2 gruplarına dönüşmüştür. R2 güneye Hindistan’a inerek, Hintlerin atalarını, R1 ise batıya Avrupa’ya ilerleyerek Avrupalıların atasını oluşturmuştur. R1 grubu Kuzey Avrupa civarlarında R1a ve R1b olarak farklı mutasyonlar geçirmiştir. Günümüzde R1b Batı Avrupa toplumlarının, R1a ise Slavlar, Hintler ve Uygur Türklerinin temelinde bulunmaktadır.



ÖZELLEŞMİŞ GENETİK AYRIMLAR


Birçok insanın düşündüğü gibi ten, göz, saç rengi ve boy uzunluğu gibi kalıtsallıklar ırksal değil, coğrafi konum ve genetik hastalıklar ile kazanılmış özelliklerdir. Günümüzde bazı milletlerin diğerlerine göre daha açık tenli veya uzun olmasının nedeni coğrafi konum ve genlerde oluşan mutasyonlardır. Örneğin, birbirinden tamamen farklı genetik ırka sahip iki ülke olan Finlandiya ve İsveç’te mavi göz ve sarışınlık oranı birbirine çok yakındır. İki ırkın genetikleri farklı olsa da aynı bölgede yaşamaları, benzer mutasyonlardan etkilenmelerini sağlamıştır. Şimdi bu mutasyonları inceleyelim.


1- Göz Rengi


Avrupa'da Açık Renkli Göz Dağılımı

Mavi Göz: İlk olarak Baltık Denizi kıyılarındaki insanlarda veya Doğu Karadeniz’de ortaya çıkmış yaklaşık 5000 yıllık genetik bir bozukluktur. İris az sayıda melanin içerir. Bu göz rengi oranının en yüksek olduğu bölgeler İskandinav ülkeleri ve onların komşularıdır.

Yeşil Göz: Orta Avrupa’da ortaya çıkmış genetik bir bozukluktur. İris hem az sayıda melanin içerir, hem de fazla sayıda yağ bulundurur. Bu göz rengi oranının en yüksek olduğu bölgeler Kuzey ve Orta Avrupa ülkeleri ve onların komşularıdır.

Gri göz: İran’da ortaya çıkmış genetik bir bozukluktur. İris çok az sayıda pigment ve yağ molekülü içerir. Sıklıkla mavi gözle karıştırılabilir. Bu göz rengi oranının en yüksek olduğu bölgeler İran, Hindistan, Afganistan, Pakistan ve komşularıdır. Çok nadir rastlanır.

Kehribar göz: Yeşil göz rengini veren pigmentlerin genetik değişimi sonucu ortaya çıkmış göz rengidir. Altın sarısı ile turuncu karışımı bir görüntüye sahiptir. Bu nedenle ela göz ile sıklıkla karıştırılır. Avrupa, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Hindistan’da yaygındır. Nadir olarak rastlanır.

Ela göz: Yeşil, mavi veya kehribar göz renklerinin karışımıyla ortaya çıkmış kalıtsal bir bozukluktur. Çoğunlukla farklı göz renklerinin genetik çaprazlaması sonucuyla ortaya çıkmaktadır. Ailesinde mavi, yeşil veya kehribar göz bulunduran çocuklarda daha sık rastlanır. Özellikle Avrupa, Ortadoğu, Kafkasya ve Anadolu’da yaygındır.

Kahve göz: İnsanın bozulmamış göz rengidir. Herhangi bir mutasyon sonucu ortaya çıkmayan orijinal bir yapıya sahip olduğu için, en sık rastlanan göz rengidir. Dünya üzerinde her yerde sık olarak görülebilir.

Siyah göz: Aslında siyah olmayan, koyu kahve renkli gözdür. İris çok yoğun sayıda melanin içerir. Aşırı koyu rengi nedeniyle iris ile göz bebeği dışarıdan bakıldığında bütünleşmiş olarak görülür. Kahve gözden farklı olarak genetik çaprazlamada baskın değildir. Kuzey Slavları, Japonlar, Çinliler ve Yahudilerde yüksek oranda görülebilir. Genel olarak Kuzey’e gittikçe görülme olasılığı artar.

Kırmızı Göz: Albinoların göz rengidir. İriste hiç pigment bulunmadığı için göz temel rengini alamamıştır. Bu nedenle iris ve göz bebekleri kırmızı – beyaz karışımı bir renge sahiptir. Işığa karşı aşırı hassastır. Ayrıca en nadir göz rengidir.

Ayrıca albinolarda renk pigmenti olmadığı için, aşırı beyaz ten, beyaz saç ve renksiz kıllar görülür.

Albino kız ve Ailesi

Not: Albino bir insan, hangi milletten olursa olsun, hemen hemen İskandinav bir görüntüye sahip olacaktır. Enlem ve coğrafi bölge etkisi kaldırıldığında bütün Avrupalıların temel bir dış görünüşe sahip olduğu albinoluk ile açıklanabilir. Bir albino Arap ile albino Fransız %99 oranında benzer ırksal dış özellikler gösterir.

Nadirden Sıka göre: Kırmızı < Gri < Mavi < Yeşil < Siyah < Kehribar < Ela < Kahve


2- Göz Yapısı

İnsan ırkının göz yapısı çekik ve çekik olmayan olarak ikiye ayrılabilir. Çekik göz denilen yapı aslında gözlerde bir çekiklik değil, üst göz kapağının buruna yakın kısımdan katlanmış olmasıdır. Bu duruma tıp dilinde “epicanthic fold” adı verilir. Nedeninin tam olarak belli olmamakla birlikte vücudun gözleri kum, fırtına veya güneşten koruma ihtiyacı nedeniyle oluşan bir mutasyon olduğu düşünülmektedir. Yoğun olarak Doğu Asya toplumlarında, az yoğun olarak da Orta ve Güney Asyalılar, İskandinavya’daki Samiler, Avustralya ve Amerikan yerlileri ile bazı Güney Afrika toplumlarında görülür.

Not: Bazı tıbbi sorunlar da göz kapaklarında değişmeye yok açabilir. Örneğin, Down Sendromu yaşayan (kromozom fazlalığı nedeniyle ortaya çıkan zeka ve fiziksel hareket geriliği) kişilerde de epicanthic fold görülmektedir. 1862’de John Langdon Down tarafından ismi verilen bu hastalığa yakalanan kişilere mongoloid adı verilmiştir. Bu isimlendirme daha sonra Christoph Meiners ve Georges Cuvier gibi birçok bilimsel ırkçı tarafından Asya kökenli ırkların Avrupa ırkları karşısındaki düşüklüğü amacıyla kullanılmıştır. Ancak 1970’lerden sonra mongoloid kelimesinin Down Sendromu için kullanılmasından vazgeçildi ve ayrıca modern bilimsel araştırmalar, çekik göz yapısına sahip ırkların düşük zekâlı değil, tam tersine diğer ırklardan ortalama olarak daha yüksek bir IQ’ya sahip olduklarını göstermiştir.


3- Saç Rengi



Avrupa'da Açık Renkli Saç Dağılımı

Sarı Saç: Melanin yapısının değişmesi sonucu ilk olarak Baltık Denizi çevresindeki insanlarda oluşmuş genetik bir mutasyondur. Saç yapısında bulunan feomelanin saça sarı rengini verir. Sarı saç rengi oranının en yüksek olduğu bölgeler İskandinav ülkeleri ve onların komşularıdır.


Avrupa'da Kızıl Saç Dağılımı

Kızıl Saç (Kırmızı veya Turuncu): Melanin yapısının değişmesi sonucu ilk olarak Britanya ve İrlanda çevresindeki insanlarda oluşmuş genetik bir mutasyondur. Saç yapısında bulunan feomelanin saça kızıl rengini verir. Kızıl saç rengi oranının en yüksek olduğu bölgeler Britanya, İrlanda, Belçika, Rusya (Volga bölgesi dünyadaki en yüksek oran) ve onların komşularıdır.

Kahve Saç: Melanin yapısı normal durumdadır. Saç yapısında bulunan ömelanin saça kahve rengini verir. Dünya üzerinde her bölgede sıklıkla rastlanabilir.

Siyah Saç: Melanin yapısı normal durumdadır. Saç yapısında bulunan ömelanin saça siyah rengini verir. Her bölgede rastlanabilmesiyle birlikte yaygın olarak Güney Slavları, Akdeniz çevresi ve Doğu Asyalılar arasında görülür.

Beyaz saç: Albinoların saç rengidir. Hiç pigment olmadığı için saç ve vücuttaki bütün kıllar beyaz renklidir. Çok nadir görülür.

Nadirden Sıka göre: Beyaz < Kızıl < Turuncu < Sarı < Siyah < Kahve


4- Saç Biçimi

Kıvırcık saç, Ortadoğulular, Afrikalılar, Hintler, İranlılar, Akdeniz çevresi ve Batı Avrupalılar arasında yaygındır. Düz saç ise yaygın olarak Japonlar, Çinliler gibi Doğu Asya milletlerinde görülür. Dalgalı saç dünya üzerinde her bölgede görülebilir. Genetik olarak kıvırcık saç baskındır.


5- Ten Rengi

Dünya'da Ten Rengi Grupları

Çevresel faktörler ile kazanılan kalıtsal bir özelliktir. Ten rengi, güneş ışınlarının yıl boyu dik düştüğü Ekvatoral bölgelere gidildikçe koyulaşır, kutuplara gidildikçe ise beyazlaşır, doğuya gidildikçe sarılaşır. Dünya nüfusunun büyük çoğunluğu ortalama olarak kumraldır.

Açık Ten (Pembe, Beyaz): Kuzey Avrupa’nın tamamı…

Soluk Ten (Kumral): Güney Avrupa, Balkanlar, Türkiye, Kanada, Orta Asya, Rusya, Kafkaslar, Suriye, Lübnan...

Koyu Ten (Esmer): ABD, Kuzey Afrika, Latin Amerika, Orta Doğu, İran

Kahve Ten (Aşırı Esmerlik): Kuzey Afrika'nın güney kısımları, Kuzey Hindistan, Güney Arabistan, Yeni Gine...

Siyahi Ten: Orta Afrika, Güney Hindistan, Güney Doğu ABD, Avustralya...

Sarı Açık Ten: Çin, Japonya, Moğolistan, Kore…

Sarı Koyu Ten: Malezya, Tayland, Vietnam, Myanmar, Endonezya, Filipinler…



Ten rengi sıralaması açıktan koyuya doğru şöyle yapılabilir:

Kuzey Avrupa < Güney Avrupa, Kuzey ve Orta Asya, Kuzey Amerika < Ortadoğu < Güney Amerika, Çin Hindi < Hindistan < Afrika, Avustralya

Avrupa’da halkının çoğunluğu beyaz ten rengine sahip olmayan ülkeler; İspanya, Portekiz, İtalya, Yunanistan, Türkiye ve Balkan ülkeleridir. Bu ülkelerde kumral ve esmer ten frekansı yüksektir.


6- Boy Uzunluğu

Genel olarak Doğudan Batıya ve Ekvatordan Kutuplara ilerledikçe artar.

Çok Uzun Boy (>180 cm): Norveç, İsveç, İzlanda, Danimarka, Hollanda, Estonya, Çek, Macaristan

Uzun Boy (>175 cm): Rusya, Finlandiya, Almanya, İsviçre, İtalya, Avustralya, Polonya, Ukrayna, İrlanda

Normal Boy (>170 cm): Fransa, İngiltere, Türkiye, Yunanistan, İran, Kanada, Arjantin, Bulgaristan, ABD

Kısa Boy (>165 cm): Meksika, Brezilya, İspanya, Portekiz, Hindistan, Irak, Malezya, Japonya, Kore

Çok Kısa Boy (<165 cm): Çin, Moğolistan, Nijerya, Endonezya, Filipinler, Pakistan, Bolivya, Peru

Nadirden Sıka göre: Çok Uzun < Uzun < Normal < Kısa < Çok Kısa


7- Kıllılık Oranı


Dünya'da Kıllılık Oranları

Kıl oranının en yüksek olduğu bölgeler Akdeniz çevresi ile İskandinavya’dır. Genetik farklılıktan dolayı Akdeniz çevresi siyah kıllara, İskandinavya ise uzaktan zor fark edilen açık sarı kıllara sahiptir. Bu nedenle çoğu zaman İskandinav sarışınlarının kıllı olmadığı gibi bir yanlışa düşülebilir. Avrupa ve Ortadoğu kıllılık oranlarının yüksek olduğu bölgelerdir. Kıl oranı bu bölgelerin çevresinden uzaklaştıkça azalır. Kıl oranı özellikle Doğu Asya ve Afrika milletlerinde en azdır.

En Kıllı Milletler: İtalya, Yunanistan, Türkiye, İspanya, Portekiz, Suriye, İsrail, Mısır, Cezayir, Libya, Fas, Norveç, İsveç, Danimarka, İzlanda

En Az Kıllı Milletler: Orta Afrika, Çin, Endonezya, Filipinler, Çinhindi, Yeni Gine


8- Cinsel Özellikler

a- Penis Uzunluğu




Penis Uzunluğu Afrika ve Güney Amerika’da en yüksek, Doğu Asya ve Güney Asya’da en düşüktür.

En Uzun: Afrika, Güney Amerika, Fransa, Macaristan, Kazakistan

En Kısa: Çin, Kore, Japonya, Hindistan, Malezya, Endonezya


b- Göğüs Büyüklüğü



Kadınlarda göğüs büyüklüğü Güney Amerika gibi bazı istisnalar dışında ekvatordan uzaklaştıkça artmaktadır. Rus, Fin, Norveçli ve İsveçli kadınların göğüs büyüklükleri en fazladır. Doğu Asya ve Afrika’da ise göğüs büyüklüğü oldukça azdır.

En Büyük: Rusya, İsveç, Norveç, Finlandiya

Büyük: Almanya, Danimarka, İzlanda, ABD…

Normal: Ukrayna, Romanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Brezilya…

Küçük: İspanya, Portekiz, Türkiye, Yunanistan, İran, Hindistan, Arabistan…

En Küçük: Çin, Kore, Japonya, Endonezya, Malezya, Tayland, Moğolistan, Afrika…


c- Cinsel Güç (Cinsel İstek)

Öncelikle karıştırılmaması gereken, cinsel güç penis boyu veya üreme oranlarıyla bağlantılı değildir. Hesaplamada erkek ve kadında bulunan cinsel istek ve birim sürede gerçekleştirilebilecek cinsel ilişki sayısı temel alınır. Bu kapsamda, Türkiye, Yunanistan, İtalya, İspanya ve Kuzey Afrika gibi Akdeniz çevresi ülkeler ile Macaristan’da en fazla; Hindistan, Japonya, Çin, Kore, Endonezya, Malezya, Rusya ve İskandinav ülkelerinde ise en düşüktür.

9- IQ (Zekâ Katsayısı)




Not: Her ne kadar genetik ayrımlar başlığında vermiş olsam da toplumsal IQ oranları sadece genetik değil aynı zamanda da kültürel faktörlerdir.

IQ, Uzak doğu ve Avrupa’da yüksek, Afrika ve Ortadoğu’da düşüktür. Özellikle Japonya, Çin, Kore ve Tayvan IQ bakımından oldukça yüksektedirler. Bu ülkeleri sırasıyla Moğolistan, Almanya ve İngiltere izler. Orta Avrupa ortalama üstü bir IQ'ya, Türkiye, ABD, Rusya ve Balkanlar ortalama bir IQ'ya, Afrika ve Ortadoğu ise daha düşük bir IQ'ya sahiptirler. Ayrıca başta Batılı faşistler olmak üzere birçok insanın Mongol şeklinde dalga geçtiği Moğolların IQ’sunun Batılılardan çok daha yüksek olması ırkçılığı çürüten başka bir ispattır.


GDP - IQ İlişkisi

Not: Yapılan araştırmalar bazı istisnalar haricinde IQ yüksekliğinin bir ülkenin GDP’si (Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla) ve refahlık düzeyi ile doğru orantılı olduğunu göstermektedir. Yani, daha zengin ve rahat ülkelerin vatandaşları IQ testlerinden daha iyi sonuçlar almaktadır. Parasal ve gündelik sıkıntılar ile daha az uğraşan toplumlar sanat, bilim ve edebiyata daha çok zaman ayırmakta ve doğal olarak bu yaşam tarzı IQ’larına da yansımaktadır. Elbette genetik olarak IQ ortalaması daha yüksek ve daha düşük toplumlar vardır. Örneğin Doğu Asya, ekonomik ve sosyal sorunlara bakmadan lider durumdadır, ancak özellikle Avrupa ve Orta Doğu ülkeleri arasındaki IQ farklılığı çoğunlukla kültürel ve ekonomik nedenlerden ortaya çıkmıştır. Bu durum, IQ’nun yüzde yüz kalıtsal bir özellikten çok, sonradan kazanıldığını da göstermektedir. Bu nedenle, ırklar arası IQ analizi sadece genetik değil aynı zamanda da kültüreldir. IQ oranının çok düşük olduğu toplumdan bir kişi, IQ oranının yüksek olduğu bir ülkede doğup büyüyerek yüksek IQ’ya sahip olabilir. Ayrıca unutulmaması gerekir ki IQ tek başına zeka göstergesi değildir, zekayı etkileyen bir çok faktör bulunur.


10- Vücutsal Direnç

Vücutsal direnç; açlık ve susuzluk gibi kıtlık durumlarıyla başa çıkabilme ve virüsel hastalıklar, veba ve çeşitli yaralanmaları atlatabilme (akyuvar etkinliği), daha çabuk ve başarılı oranda iyileşebilme (rejenerasyon) derecesidir. Vücutsal direncin en yüksek olduğu bölge Orta Doğu’dur. Bunun dışında Hindistan ve Afrika da yüksek oranlarda vücutsal dirence sahiptir. Vücutsal direncin en düşük olduğu bölgeler ise Avrupa ve Doğu Asya’dır.


11- Hız ve Çeviklik

Hız ve çeviklik, sadece fiziksel hareketlerde bulunma değil, aynı zamanda savaşma (kılıç, ok, mızrak) becerisinin de ölçüsüdür. Hız ve çeviklik doğuya gidildikçe ve ekvatora yaklaştıkça artar. Japonlar, Çinliler ve Moğollar gibi milletler diğer milletlere göre daha hızlı ve çeviktir. Bunların yanında Afrikalı siyahiler, Orta Asyalılar ve Hintliler de dünya ortalamasının üzerindedirler. Hız ve çeviklik konusunda en yetersiz bölgeler ise Akdeniz ve özellikle kuzeyi olmak üzere Avrupa’dır.


12- Fiziksel Kuvvet

Fiziksel kuvvet kas yapısı, koşu, zıplayış ve stamina gibi özelliklerin ölçüsüdür. Bu kapsamda Afrika fiziksel kuvvette - yüzme hariç - lider durumdadır. Bir Afrikalı diğer ırklara göre çok daha uzun süre kaslarını kasabilir, daha hızlı koşabilir veya daha uzağa ve yükseğe zıplayabilir. Fiziksel kuvvetin en az olduğu yerler ise Doğu Asya ve Hindistan’dır.

Not: Yukarıda bahsettiğim 12 özelleşmiş genetik ayrım çoğunlukla insanın dış yapısına etki etmektedir. Toplumlar dış görüşün olarak birbirlerinden farklı görünseler de, içyapı itibariyle birbirlerinin aynısıdırlar. Tam tersi bir şekilde genetik yapıları farklı milletler de benzer dış görünüşe sahip olabilirler (Finlandiya - İsveç).

Not: Manevi özellikler ile ırkların alakası yoktur. Hiçbir ırk diğerine göre -genetik olarak- sayıca daha fazla hırsız, tecavüzcü veya katil içermez. Bu oranlar toplumsal kültür tarafından etkilenir. Kötü kalpli, iyi kalpli, suçlu, kurtarıcı vs. ırklar yoktur.



IRKÇILIK NEDEN MANTIKLI DEĞİLDİR


Gerek Y-DNA haplogruplarına, gerekse özelleşmiş genetik ayrımlara baktığımızda aslında her genetik ırkın kendine özgü avantajları ve dezavantajları vardır.

Örneğin, Asyalılar GENEL OLARAK (ırk analizinde genelleme yapılır, bireyler tek tek değerlendirilemez) diğer ırklara göre daha zeki ve çeviktirler. Ancak diğer yandan da daha kısa boylu, kassız ve dayanıksız bir yapıya sahiptirler. Göğüs ve penis büyüklükleri küçük, cinsel güçleri zayıftır. Avrupalılar açık beyaz ten ve mavi - yeşil göz, kızıl saç, sarı saç gibi farklı genetik ayrımlar nedeniyle diğer ırklara göre daha özelleşmiştir. Kadınlarının göğüsleri büyük ve vücut yapıları feminen baskınlığın etkisiyle daha kadınsıdır. Ancak, dezavantaj olarak vücutsal direnç ve çeviklik konularında zayıftırlar. Kadın ve erkek fark etmeden kıl oranları fazladır. Avrupalı erkeklerin vücut yapıları diğer ırklara oranla daha az erkeksidir. Afrikalı ırklar ise güçlü, çevik ve dirençli bir yapıya sahiptirler. Erkekleri daha erkeksidir. Ancak kadınlar daha az kadınsıdır ve özelleşmiş dış görünüş çok az oranlarda görülür.

Ayrıca elbette bütün genellemelerde gibi genetik genellemeler de her zaman doğru değildir. Bir Avrupalı’dan daha iyi yüzebilecek Afrikalı olduğu gibi, erkeksi bir Avrupalı veya güçlü kuvvetli bir Asyalı da olabilir.

Kısaca her genetik ırk farklı özelliklere sahiptir ancak avantaj ve dezavantajları tek tek ele aldığımızda aslında hiçbir genetik ırk diğerine üstün değildir. Toplam değer olarak her ırk eşittir. Üstün veya düşük ırk yoktur.



MODERN GENETİK YAPI ÜZERİNE ANALİZLER






Dünya ırklarını aşırı genel bir şekilde 5+ gruba ayırabiliriz. Avrupa, Orta Doğu Anadolu, Kuzey Afrika ve Kafkasya millelerini Caucasoid ya da European (Avrupalı) olarak kabul edebiliriz (Şimdi belki mesela Araplar nasıl Avrupalı kabul ediliyor diye sorabilirsiniz. Araplar her ne kadar enlem farkında dolayı daha esmer ve genetik dağılım farkından diğer Avrupalılara göre daha ayrı bir fenotipe sahip olsalar da, genetik olarak Avrupa milletleri ile aynı havuzda bulunmaktadırlar). Geriye kalan temel ırklar ise, Asyalılar, Hintliler, Afrikalılar ve Avustralyalılardır. Amerikan toplulukları ise Avrupalı, Asyalı ve Afrikalı ırkların birleşimi bir kombinasyondan oluşmaktadırlar.





Dünyanın genetik yapısını biraz daha özelleşmiş olarak incelersek karşımıza biraz daha fazla grup çıkacaktır. Yunanistan, Türkiye, Güney İtalya, Arnavutluk ve Kafkasya ülkeleri Aegean (Ege) ya da Anatolian (Anadolu) havuzundadır. Güney Fransa, İspanya, Portekiz ve Kuzey İtalya ise Akdeniz Havuzunda bulunur. Irak ve İran bölgesi Mezopotamya, Suriye, Lübnan, İsrail ise Levantine havuzundadır. Levantine, Avrupalı ile Sami genlerinin karşımı bir havuzdur ve ilk olarak haçlı seferleri ile Orta Doğu'ya yerleşen Avrupalılar ile bölge halkı olan Arapların genetik kaynaşması ile oluşmuştur. Diğer genetik havuzları yukarıdaki haritadan inceleyebilirsiniz.


1- Avrupa’nın Genel Yapısı




Avrupa'nın Güney Doğusu'nda Greco - Anatolian olarak da isimlendirilen Anadolu - Roman genetik havuzu baskındır. Bu gruptan olan insanlar çoğunlukla kumral tenli, kahve saçlı, orta boylu ve kahve gözlüdürler. Türkiye, Yunanistan, Arnavutluk, Kosova, Güney İtalya, Irak, İran, Suriye, Lübnan, İsrail, Gürcistan, Azerbeycan, Ermenistan ve Güney Kafkasya bu havuzun içerisindedir. Ancak bazı bilim adamları Levantine olarak adlandırılan ve Suriye, Lübnan, İsrail ve Ürdün'den oluşan genetik havuzu ayrı bir grup olarak kabul edebilir. Levantine grubu, Anadolu grubuna göre biraz daha esmer, kıvırcık saçlı ve Orta Doğu hatlarına sahiptir.

Doğu'da yer yer Mongolic (Moğol) ve Tataric (Tatar) bölgeler görülmesiyle birlikte baskın olan Slavic (Slav) havuzudur. Bu Slavic gruptaki insanlar uzun boylu, sıska, beyaz tenli ve açık renk gözlü ve açık renk saçlıdır. Mongolic ve Tataric havuzdakiler ise Asyalı ile Avrupalı karışımı bir yapıya sahip ve çekik gözlüdürler. Polonya, Ukrayna, Slovenya, Hırvatistan, Polonya ve Rusya baskın Slav devletleridir. Geriye kalan balkan devletleri ise Slavic ve Anatolian havuzunun karışımından oluşur.

Kuzey Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç ve Danimarka Germanic (Cermen) havuzunda yer alır. Orta boylu, iri yapılı, açık tenli ve açık saçlı insanlardır. Slavlarla karışımları Macaristan, Çek, Slovakya havuzunu oluşturur. Celtic havuzuyla karışarak ise Batı Almanya, Benelux, Doğu Fransa ve İngiltere'yi oluşturur.

Celtic (Kelt) grubu İrlanda, İskoçya ve Galler'de görülür. Beyaz - pembe tenli, kızıl saçlı ve sıska yapılıdırlar. İspanya, Güney Fransa, Portekiz ve Kuzey İtalya'da Latin grubu bulunur. Bu bölgeler çok çeşitlenmiştir. Esmer ve siyah saçlı gruplar olduğu gibi açık ten ve açık saçlı gruplar da bulunabilir.

Finlandiya'da Finnic (Ural) - Germanic karışımı, Baltık Bölgesinde ise Finnic - Slavic karışımı havuzlar bulunur. Bu bölgelerdeki insanlar uzun boylu, çok açık tenli ve saçlıdırlar.




Avrupa, temel olarak 3 farklı Y-DNA’sal genetik gruptan oluşmaktadır. Batı Avrupa R1b’nin, Doğu Avrupa ise R1a’nın yoğunluğu altındadır. Arada kalan İskandinavya, Orta Avrupa, Balkanlar ve Anadolu’da ise birçok grubun birleştiği bir genetik çeşitlilik vardır. Tek orijinal Avrupa grubu olan I, İskandinavya ve Balkanlar’da yüksek olmak üzere bütün ülkelerde görülürken, Asya’dan gelen N grubu, Kuzey Doğu Avrupa’da, Anadolu’ya ait J2 grubu ise Anadolu, Balkanlar ve İtalya’da görülür. I geninin yoğun olduğu Balkanlar ve İskandinavya harici bütün diğer Avrupalı milletler aslında Orta Asya’dan veya Afrika’dan göç etmişlerdir (R1 ve E grupları).

Avrupa sarışınlık, kızıllık ve renkli gözlülük gibi özelleşmiş dış görünüşlerin en fazla olduğu kıtadır. Bu nedenle net bir Avrupalı dış görünüşünden bahsetmek imkânsızdır. Caucasoid görünüme sahip Avrupalılar, Kuzey’de kızıl ve beyaz tenli, merkezde ve doğuda sarışın, güneyde ise kumral – esmerdir.
Güney İngiltere ile Kuzey İspanya’da rastlanan genetik grup aynı olmasına rağmen (R1b) bu iki toplumun dış görünüşü enlem nedeniyle farklı gözükmektedir ancak genetik olarak benzer yapıya sahiptirler.

Batı ve Kuzey Türkiye ile Kuzey Yunanistan’ın genetik yapısı çok büyük oranda aynıdır. Ayrıca Bulgaristan, Güney İtalya ve Suriye’de benzer genetik özellikler taşımaktadır. Anadolu Türkleri, Yunanlar, Arnavutlar, Gürcüler, Güney İtalyanları, Suriye Arapları, Kürtler, Lübnanlılar ve İsrailliler benzer genetik gruba sahiptirler.

Asya kökenli genlerin en çok bulunduğu ülke Finlandiya'dır ancak Asyalı özellikleri olarak kabul edilen sarı ten veya çekik göz bu bölgede görülmez. Bunun nedeni bölgesel şartlardan kaynaklanan mutasyondur.


2- Amerika’nın Genel Yapısı




Amerika genetik çeşitliliğin en fazla olduğu kıtadır. Güney Amerika ve Meksika genetik havuzu Latin Avrupalı ve Amerikan yerlilerinin birleşiminden oluşmuştur. Hem R1a, R1b, I gibi Avrupa’da yaygın olan genleri, hem de Q ve C gibi Asya’ya özgü genleri barındırırlar.

Amerika Birleşik Devletleri ise tam bir karışımdan oluşmaktadır. Ülkenin güney batısı Meksika genetiğine, güney doğusu ise Afrikalı siyahi genetiğine sahiptir. Kuzey doğuda İrlanda, İngiliz ve İtalyan genetikleri yoğun olarak görülür. Ülkenin özellikle kuzey batısı olmak üzere belli yerlerinde Asya genetiğine sahip Amerikan yerlileri (Kızılderililer, Eskimolar) bulunmaktadır. Geriye kalan büyük bir kısım ise Cermen (Alman) kökenlidir. Ayrıca ülkede Arap, Koreli, Çinli ve Fransız da olmak üzere 50’den fazla millet yaşamaktadır. Ülkenin genelinde sarışınlığa ve renkli gözlülüğe rastlama oranı Avrupa’dan düşüktür. Ülkenin ten rengi ortalaması da Avrupa ve Ortadoğu’dan daha düşüktür.


3- Asya’nın Genel Yapısı

Asya 4 temel gruptan oluşmaktadır: D grubuna sahip Japonya, Kore ve Tibet, O grubundaki Çin ve Çinhindi devletleri, R1a grubuna sahip Orta Asya Türkleri, C grubundaki Moğollar, L grubundaki Hindistanlılar ve N grubundaki Kuzey Asya kavimleri (Yakutlar, Eskimolar…)

Japonya da dâhil olmak üzere bütün Doğu Asya toplumları yoğun miktarda O grubuna sahiptir. Japonlar ile Çinliler birbirine benzemesine rağmen aynı kökenden değillerdir. Arada büyük mesafe bulunmasına rağmen Japonların en yakın akrabaları Tibetlilerdir.

Orta Asya Türkleri normal bir Avrupalı kadar R1a taşımasına rağmen doğa koşulları, enlem farkı ve diğer grupların etkisi nedeniyle hem Avrupalı hem Asyalı özellikleri taşımaktadırlar. Ne tam Caucasoid ne de tam Mongoloid'dirler.

Not: Çekik gözlülüğe etki eden haplogruplar değil, doğa koşulları nedeniyle mutasyona uğramış vücut DNA’larıdır.



TÜRKLERİN KÖKENİ


İlkçağ Türk devletlerinin genetik yapısı, R1 ve Q baskın olmak üzere N, O, C, P ve K gruplarından oluşmaktaydı. Türkler yeni ve ara bir ırktır (P, N, O kökenli Türkler, Urallar, Avrupalılar ve Çinliler gibi ırklar diğerlerine göre daha yeni ve Orta Asya, Orta Doğu ve Endonezya milletleri birçok farklı haplogrubun göç yolundan etkilendiği için ara ırk olarak kabul edilir). Türkler tarihin her döneminde birçok farklı gruptan oluşan bir genetik yapıya sahip olmuşlardır. Sanıldığı gibi Orta Asya Türkleri, Çin ve Japonlara değil, Avrasyalı kavimlere genetik olarak daha yakındır. Örneğin günümüzde Çin’de bulunan Uygur Türkleri bir Balkan milletinden daha fazla Avrupa grubu olarak kabul edilen R1a ve R1b dizilimlerine sahiptir (her biri %15 civarı). Başka bir örnek olarak da günümüzde Kuzey Orta Asya’da bulunan Türk kavmi Altaylar, Slavların temel grubu olan kabul edilen R1a’yı Slavlardan daha fazla oranda bulundurmaktadırlar (%50’den biraz fazla).






Altay Türkü

Tarihçiler, Türklerin tarih noktasında ilk çıktığı ve dünyaya yayıldığı noktayı Orta Asya olarak kabul etmektedirler. Elbette bunun nedeni, Türklerin yazıyı geç kullanmaya başlaması ve Türklerle ilgili ilk bilgilerin Çin kaynaklarından öğrenilmesidir. Diğer yandan haplogrup incelemesine baktığımızda Türklerin çıkış noktası bilimsel olarak aslında Hazar Denizi civarıdır. Yani Göktürkler aslında Hazar’dan doğuya, Orta Asya’ya göç etmiş Türklerdir. Bu teori kapsamında tarihte ilk bilinen Türk topluluğu İskitler (Sakalar) kabul edilir. Sakalar, Asya'dan batıya göç etmemiş, var olduklarından beri Hazar bölgesinde bulunmuş bir topluluktur. Hatta bazı tarihçilere göre Homeros'un İlyada'da bahsettiği Amazonlar, Saka topluluğundan ayrılmış kadın savaşçılardır (Ayrıca tarihte bilinen ilk kadın hükümdar Sakalı Tomris'tir). Kısaca Türkler, ilk Hun ve Göktürk devletleri ile ortaya çıkmış ve daha sonra batıya göç etmiş bir millet değil, Hazar denizi civarında (Avrasya) Sakalar ile ortaya çıkmış Avrupalı - Asyalı karışımı bir millettir. Y-DNA analizleri bu teoriyi doğrulamaktadır. Q geni, Hazar denizi civarında oluşmuş bir gendir ve bu nedenle Türklerin ana vatanları Orta Asya'nın batısı, Hazar Denizi'nin üstü ve civarıdır.

Her ne kadar Türkler ile Japonlar, Koreliler ve Moğollar arasında büyük oranlı bir genetik benzerlik bulunmasa da, bu ırkların dil yapıları aynı ailedendir. Bunun nedeni ise basittir, Türkler Hazar bölgesinde ilk kez ortaya çıktıklarında – eski çağlarda, diğer tüm topluluklar gibi dilleri ilkel insanlardı. Daha sonra büyük bir kısmı doğuya göç ederek Moğolistan civarına yerleşti ve Hunları oluşturdular. Boylar oluşturup Türkçe dilini kurduklarında ise dilleri Orta Asya’da geliştiği için Japonca, Korece ve Moğolca’ya benzer bir grammer yapısına sahip oldular.

Anadolu Türklerine gelirsek durum biraz daha ilginç bir hal alıyor. Anadolu Türkleri binlerce yıl boyuna Anadolu ve civarında bulunduğu için temel grupları olan Q ve R1a’yı büyük oranda kaybetmişlerdir. Bulundukları bölge Anadolu olduğu için günümüz Türklerinde en çok rastlanan grup J2 yani Anadolu, Mezopotamya, Roman olarak adlandırdığımız gruptur. Ayrıca Güney kabileleriyle etkileşim sayesinde J1 ve E, Kafkasya göçleri sonucunda da G gruplarının oranları yükselmiştir. Günümüz Anadolu Türkleri, Göktürkler, Avrupa Hunları ve Sakalar arasındaki genetik benzerlik çok azdır. Türkler tarih boyunca kültürel olarak "Türklük" kimliğini korumuş ancak bir çok farklı genetik yapıdan etkilenmişlerdir.



TÜRKLERİN MUTASYONU


Karakteristik Türk Grupları: Q, R, P
Yardımcı Türk Grupları: C, N, O

- Türk ırkı, K ve P gruplarının özelleşmesiyle ilk kez ortaya çıktığında Q ve R1 gruplarından oluşuyordu (Q, R1, P). Dış görünüş olarak Avrupalı ve Asyalı karışımıydılar. Sakalar bu evreye örnektir.

- Daha sonra Türklerin büyük bir kısmı doğuya, şimdiki Moğolistan bölgesinin yakınlarına yerleşti. Göktürkler, Hunlar ve Uygular gibi devletleri kurdular. Bu Orta Asya Türklerinde Q ve R1a baskın olmak üzere N, O, C, grupları bulunuyordu. Asya genlerinin artmasıyla birlikte daha Asyalı ve Mongoloid bir ırka dönüştüler. Dış görünüş olarak biraz daha fazla Asyalıydılar ancak yine de Avrupalı genleri nedeniyle de Caucasoid görünüşleri de vardı.

- Doğuya göç etmeyen Türkler ise Hazar bölgesinde Kıpçaklar gibi çeşitli topluluklar oluşturdular. Bu toplumlar genetik olarak R1a baskınlığına sahipti. Daha Avrupalı bir görünüşe sahip oldular, açık renk saçlı ve kumral tenliydiler. Genetik yapıları Sakalarla benzerdi.

- Çin baskısı nedeniyle Orta Asya’da yaşayan Doğulu Türkler ise batıya göç ettiler. Bu göçlerde Kuzey ve Güney olmak üzere iki adet göç yolu kullanıldı. Kuzey göç yolunu kullanan Türkler, Ural kabileleri ile etkileşim sonucunda R1a ve N baskınlığına ulaştılar. Tatarlar bunlara örnektir.

-Güney göç yolunu kullanan Türkler ise Yunanlar, Anadolu toplulukları, Ermeniler, Persler ve Araplar ile etkileşim sonucunda J1, J2 ve Ra1’nın farklı bir türü tarafından değişime uğradılar. Osmanlı ve Anadolu Türkleri bu gruba örnektir.


-Dünya üzerinde genel bir Türk tipi yoktur. Doğu Asya'lı Türkler bir Çinli'ye, Moldova'lı Türkler bir Rus'a, Anadolulu Türkler ise bir Arap'a veya İtalyan'a benzeyebilir.



Uygur Türkü



Kırgız


-Balkanlara yerleşen bazı Türkler ise Slav ve Türk kombinasyonuna dönüştüler. Moldova'da yaşayan Gagauz Türkleri bu gruba örnektir.


Gagauz Türkü


- Anadolu Türkleri Güney göç yolunu kullanan Oğuz boyları ile daha sonraları Kuzey ve Güney’den gelen göçler sonucu oluşmuşlardır. Bin yılı aşkın bir sürede J2 olarak adlandırılan Anadolu – Roma haplogrubu bu Türklerde baskın hale geldi.


-Çoğunlukla Mongoloid olarak değerlendirilen Tatarlar günümüzde büyük oranda Slavlaşmış ve klasik bir Rus görünümünü almışlardır. Bugün Tataristan'da Asyalı görünümde Tatar oranı çok düşüktür. Diğer yandan Türkiye'deki Tatar nüfusu genetik olarak daha az değişime uğramıştır. Özellikle Tatar nüfusunun fazla olduğu Eskişehir'de Asyalı görünümünde Tatarlar yaygındır.

Tatar

- Hazarlar günümüzde büyük oranda Slavlaşmış bir topluluktur. 7. yüzyılda Museviliği kabul etmiş bu Türkler, özellikle Avrupa'daki Aşkenazi Yahudileri ile Ukrayna ve Rusya'daki Türkler ve Başkurtlar ile genetik akrabalık taşırlar.


Hazar


Kazak

- Kazaklar Ruslar, Türkmenler ise Persler ve Afganlar tarafından genetik olarak etkilenmiş milletlerdir.


Türkmen


Sibir


Yakut



Özbek


-Azeriler, Kıbrıs Türkleri ve Anadolu Türkleri hemen hemen benzer genetik yapıya sahiptirler.


Anadolu Türkü




TÜRKİYE’DE GENETİK YAPI


Türkiye Türklerinin genetik olarak en yakın oldukları, Yunanlar, İtalyanlar, Rumenler ve Kafkasya topluluklarıdır. Anadolu – Roma grubu olan J2, Türkiye, Yunanistan, Güney İtalya, Suriye ve Lübnan’da görülen temel haplogruptur. J2’nin baskın olduğu bölgelerdeki toplumlar Anadolu – Roman ırkı olarak gruplandırılır. Bunun dışında Anadolu’da batıda, özellikle Balkanlar’da Orta Avrupa grubu olan I ve Kuzey Afrika grubu olan E, Kuzey Doğu’da Kafkasya grubu G ve Doğu Avrupa grubu R1a, Kuzey Batıda Batı Avrupa grubu R1b ve Güneydoğu’da ise Sami ırkı grubu olan J1 oranı fazladır.








Türkiye'de sayısı 60 milyon ile en fazla olan etnik grup Türklerdir. Bunu yaklaşık 8 milyon ile Kürtler ve 2 milyon ile Zazalar takip eder. Bunlar dışında Çerkez, Laz, Gürcü, Ermeni, Yunan, Arap ve Azeri nüfus da bulunmaktadır. Çerkez, Laz ve Gürcüler Türkiye ortalamasına göre daha açık tenli, açık saçlı, açık gözlü ve uzun boyludur. Özellikle Artvin ve Rize bölgesinde sarışınlık hatta kızıl saç görülme oranı çoğu Avrupa ülkesinden daha fazladır. Çerkez nüfusunun fazla olduğu bölgelerde de ten rengi Türkiye ortalamasına göre daha açık renklidir. Kuzey Doğu Anadolu'da Ermeni ve Azeri etkisi olan Kars ve Ardahan gibi bölgeler daha esmer, Gürcü etkisi olan Artvin ve Erzurum gibi bölgeler ise daha kumraldır.

Halk arasında "Aslında gerçek Kürtler sarışın mavi gözlü oluyormuş" gibi saçma ve yanlış bir inanış vardır. Kürtler, Türklere göre Pers ve Semitik genleri daha fazla oranda taşırlar ve enlem olarak daha güneydedirler. Kürtler kumral - esmer arasında bulunmaktadır. Ancak elbette sarışın bir Asyalı olabildiği gibi sarışın ve mavi gözlü Kürt de olabilir, lakin bunun gerçekleşme oranı çok düşüktür.

Aşağıdaki haritadan da görüleceği gibi Türkiye'de açık saç görülme oranı en yüksek olan yerler İstanbul hariç Marmara bölgesi, Ege, Samsun civari ve Doğu Karadeniz'dir. Ten ve saç renginin en koyu olduğu bölge ise Güney Doğu Anadolu ile Hatay - Adana'dır.







Türkiye Türklerinde Orta Asyalı atalarından kalma Hun grubu olan Q, %2 civarı bir oranla hala bulunmaktadır (Q geninin ilk Türklerde bile en fazla %20 civarında olduğu tahmin ediliyor, Türklerde her dönemde -Anadolu hariç- oranı en yüksek olan grup R1 olmuştur). Ayrıca Avrupa’da Q geni Türkiye dışında Romanya, Moldova, Macaristan, İskandinav ülkeleri ve İzlanda’da da bulunmaktadır. Q geninin bu ülkelere Hunlar ile yayıldığı tahmin edilmektedir.

Not: Türklere özgü olarak kabul edilen Q grubu, Amerikan yerlilerinde %90’lara varan oranlarda bulunmaktadır. Bilimsel olarak Kızılderililer ve Türkler aynı genetik kökene sahiptirler.


Türkiye’de 20’den fazla temel Y-DNA grubu bulunmaktadır.






J2 = %24 (Anadolu – Roma), Anadolu halkları, Yunan ve Hititler’den alınmıştır.

R1b = %16 (Doğu Avrupa), Eski Türklerde var olan bir gruptur, ayrıca Hint ve Ruslar’dan.

G = %11 (Kafkas), Gürcüler, Ermeniler ve Çerkezler gibi Kafkas milletlerinden alınmıştır.

E3b = %11 (Kuzey Afrika – Akdeniz), Berberiler ve Arnavutlar’dan alınmıştır.

J1 = %9 (Sami), Araplar ve Yahudilerden alınmıştır.

R1a = %7 (Batı Avrupa), Eski Türklerde var olan bir gruptur, ayrıca batı Avrupalı milletlerden alınmıştır.

I = %5 (Orta Avrupa), Balkan devletlerinden alınmıştır.

L = %4 (Hindistan), Hintlilerden alınmıştır.

N = %3 (Kuzey Avrasya), Eski Türklerde var olan bir gruptur, Ural milletlerinden alınmıştır.

K = %2 (Pers – Hint), İranlılardan alınmıştır.

Q = %2 (Orta Asya), Eski Türklerde var olan bir gruptur.

C= %1 (Moğol), Moğollardan alınmıştır.



Türkiye Türkleri'nin (İstanbul yerlisi baz alınarak) ırksal genetik olarak hangi ırklarla benzerliği olduğunu ele alalım: (oranlar Y-DNA ve mDNA eş dizilimsel benzerliklerinin oransal toplamıdır)

Türkiye Rumu: %93
Türkiye Ermenisi %89
Türkiye Kürdü: %87
Yunan: %81
Arnavut: %78
Ermeni: %71
Azeri: %69
Gürcü: %64
Irak Kürdü: %57
Bulgar: %52
Rumen: %45
Pers: %44
İtalyan: %39
Arap: %38
Türkmen: %31
Macar: %29
Finlandiyalı: %28
Rus: %26
Kazak: %24
Kırgız: %23
Özbek: %18
Alman: %14
Uygur: %11
Çinli: %8
Fransız: %6
Japon: %5 
Hint: %3 
İngiliz: %2

Not: Bu oranlar İstanbul yerlisi yerine örneğin Antakya yerlisi veya Rize yerlisi alındığında biraz daha farklı çıkacaktır.



TÜRKLERİN KİMLİĞİ: AVRUPA MI ASYA MI ORTADOĞU MU?


Türkler genetik ve kültürel yapıları itibariyle arada kalmış bir millettir. Antik Türklerden olan Sakalar ve Kıpçaklar bile Asya ve Avrupa arasında bulunan ve iki tarafa da belli yakınlıkları olan milletlerdi. Türklerin kaderi geçmişte olduğu gibi şimdi de tam olarak bir bölgeye ait olamamaktır. Bir Avrupalıya göre Türkler Asyalı, bir Asyalıya göre ise Avrupalıdırlar.

Türkler ne Avrupalı, ne Asyalı ne de Ortadoğuludur. Aynı şekilde Türkler gibi, Yunanlar, Arnavutlar ve Ermeniler de arada kalmış milletlerdir. Genetik yapıları her bölgeden eşit miktarda etkilenmiş ve bunun doğrultusunda merkezi bir millete dönüşmüşlerdir.

Altta vereceğim haritalarda görüleceği üzere Türkiye toprakları az miktarda her genetik havuzdan etkilenmiş ancak belli bir bölgeye baskın olarak ait olamamışlardır. Bu nedenle Türkleri ne Avrupalıne de Asyalı olarak göremeyiz. Türkler ara bir millettir, Avrasyalıdırlar...


Afrikalı

Doğu Avrupalı

Akdenizli

Güney Batı Asyalı

Batı Asyalı

Kuzey-Batı Avrupalı




GENETİK ZENGİNLİK - ÇEŞİTLİLİK


Günümüzde saf ırk olarak adlandırılabilecek hiçbir millet yoktur. Aryan ırk iddiası gerçekliği olmayan faşist zekanın ürünü bir uydurmadır.

Not: Bütün insanlığın atası Afrika'dır. Bütün insanlar Afrika'dan göç etmiştir. I geni dışındaki bütün Avrupa genleri (R1a, R1b, E) ise ya Batı Asya'da ya da Afrika'da ortaya çıkmıştır. Yani aslında Avrupalılar bile Avrupa'ya Afrika veya Türkler gibi Batı Asya'dan göç etmişlerdir.

Elbette daha sarışın veya mavi gözün daha sık göründüğü toplumlar vardır. Ancak bu başka toplumlarda da hiçbir şekilde mavi göz veya sarışınlık görülemeyeceği anlamına gelmez. Genetik çeşitlilik sayesinde hiçbir şekilde Baltık bölgesi ile alakası olmayan bir Afrikalı mavi göze, bir Asyalı ise sarı saça sahip olabilir. Her ne kadar mavi göz Avrupa'ya özgü bir genetik bozukluk gibi görünse de dünyanın herhangi bir yerinde başka bir insanda da aynı genetik bozukluk görülebilir.














KÜLTÜREL MİLLİYETÇİLİK




İnsanları genlerine göre ırklara ayırmak ve ırkçılık yapmak mantıkdışı bir davranış. Toplumları birleşiren ve milletleri yaratan genler değil kültürel dayanışmadır. Türkiye vatandaşı olmak ve Türk olmak demek, genetik olarak Türk genleri taşımak değil, Türkiye'nin genel kültürü içerisinde yer almak ve o kültürü yaşamaktır. Almanya'da doğmuş, Türkçe bilmeyen, Alman kültürünü seven ve orada yaşayan bir kişi bana göre bir Türk değil Almandır. Türkiye'de yaşayan, Türkçe konuşan ve Türk geleneklerini bilen bir Afrikalıyı da gönül rahatlığıyla Türk olarak ilan ederim. Hatta aradaki din ve dil olgusunu çıkardığımızda Türk ile Yunan arasında bile fark yoktur. Mutfak, giyim, kültür, gelenekler aynı olduğu için Türkogrek bir millet bile oluşabilir. Milliyetçilik genlerde değil, kültürde ve düşüncede oluşur.



GENETİK KÖKEN YORUMLARI VE Y-DNA TESTI

İsterseniz Genographic Project sitesinden belli bir ücret (200 dolar) karşılığında kendi genetik kökeninizi de araştırabilirsiniz. Kutunun içinden çıkan çeşitli testleri uygulayıp, kuruluşa yolladığınız zaman 1-2 ay gibi bir kısa süre içerisinde sonuçları öğrenebilirsiniz. Hele ki bu yaşınıza kadar ırkçı birisi olarak hayatınızı devam ettirdiyseniz, karşılaşacağınız genetik köken çorbası hatanızı anlamanızı sağlayacaktır.




KAYNAKÇA

National Geographic Y-DNA Project
Eupedia Genetics
University of Illinois SCS - Prof. J. Douglas McDonald
European Journal of Human Genetics 18 
National Center of Biotechnology Information 





34 yorum:

  1. güzel bir çalışma teşekürler. bütün faşistlerin okuması lzım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. okudum Kürtlere nefretim dahada artdi. :)

      Sil
    2. faşist her zaman faşist

      Sil
  2. türk kadınlarının resimlerine bakınca sanırım en çirkinleri de bizim ülkede :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o zaman göçünüze devam edin... tutan yok.

      Sil
    2. en zekileri de bizde :))
      helal olsun nursel hanim. lafi iyi yapistirmissiniz.

      Sil
  3. türk kürt genetik ve kültürel olarak kardeş. lanet olsun ülkeyi bölmeye çalışanlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alakası yok. Kürtler sem-itik ırktan. Türkler de genelde Avrupa geni var, yani beyaz irktan.

      Sil
    2. nasil alakasi yok? bu calisma bile turkiye turkleri ve turkiye kurtleri arasinda %87 benzerlik gostermis.

      Sil
  4. türk kürt kardeş faşistler kalleş :))

    YanıtlaSil
  5. Bilimsel ve mantılı bir yorum Irk ve etnisiteye dayalı siyaset güdenlerin muhakkak okuması lazım

    YanıtlaSil
  6. baya kapsamlı bi yazı olmuş teşekürler

    YanıtlaSil
  7. çok iyi araştırmaymış tebrikler
    sanırım kültürel milliyetçilik doğru olan :D

    YanıtlaSil
  8. tebrikler güzel bir yazı olmuş

    YanıtlaSil
  9. Daha 13 yaşındayım ve bu konuları çok merak ediyorum yani ırklar milletler vb. tüm homogrupları çeşitleri fiziksel görünüşleri ezberledim. Bana çok eğlenceli geliyor. Şimdiye kadar birçok yazı okudum ve bence en bilgilendiricisi bu olmuş. Tebrikler

    YanıtlaSil
  10. TÜRK DİYE BİR IRK YOK?

    http://webtv.hurriyet.com.tr/2/57467/25247413/1/ak-partili-aktay-turk-dedigin-sentez-turk-diye-bir-irk-yok.aspx

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Basit insanların düşünceleri elbette yanlışlarla dolu olabiliyor. Videodaki şahıs milliyet kavramını sadece genetik olarak düşünüyor, halbuki milliyet demek kültürel, ahlaki ve tarihsel bütünlüktür, genlerde değil davranışlarda ortaya çıkar.

      Sil
  11. Şimdi bir taraftan ırkçılığın mantıksızlığı demişsiniz, bir yandan da yok şu bölgede IQ düşük, yok buranın kadınları çirkin. Biraz paradoks olmuş yani.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ırkçılık mantıksız, bunun nedeni de "toplam" değerde bütün ırkların eşit olması. "Bilimsel" olarak tekli kulvarlarda ve ortalamada her ırk aynı zeka katsayısına veya dış güzelliğe sahip değil, ama dediğim gibi toplam olarak yetenek ve çeşitlenmiş özellikleri eşit.

      İnsanlar farklıdır ama eşit değere sahiptir.

      Sil
  12. haritaya bakarsak roma kökenli türküm

    YanıtlaSil
  13. İnternette gördüğüm en detaylı yazı muhteşem teşekkürler

    YanıtlaSil
  14. Genel Bir Türk Tipi Yoktur sözüne katılmak çok zor. Türklerden kalma yaklaşık 2000 yıllık sanat eserleri ve tarihi kayıtlarda Türklerin fiziksel özellikleri açıkça gözükmektedir. Yuvarlak yüz, geniş yanaklar, badem şeklindeki gözleri En eski Arap kaynaklarından GökTürk ve Kıpçak Heykelllerine kadar görebilirsiniz. Lütfen Arkaik-İlk çağ-orta çağ Türk Sanatına göz atınız. Hatta eski Çin-Soğd-Kore Kayıtlarında Türklerin ortak fiziksel özellikleri belirtilir.
    Kazakların Ruslardan Etkilendiği de yanlış bir bilgidir. Onlarca Kazak Türkü tanıdığım var ve yıllardır medyalarını ve kültürlerini en yakından takip ediyorum. Orada yıllarca bulunmuş bir çok yakın tanıdığım var. Moğola benziyor deseniz bir derece (o da belk) inanılır ama Ruslarla en ufak ilgileri yoktur. En başta dini nedenlerden dolayı ve yaşam tarzlarının çok farklı olmasından ötürü Kazak Türkleriyle Ruslar kaynaşma yaşamamışlardır. Türkün hasını görmek isterseniz Google üzerine ''balbal'' yazın. Çıkan heykellerin yüz yapılarını inceleyin.

    YanıtlaSil
  15. Araştırmanız oldukça kapsamlı ve faydalı olmuş. Elinize sağlık.
    Tamamını zaman bulup okuyamamakla birlikte aldığım ana fikir üzerinden bir eleştiri yapmadan geçemeyeceğim.
    Irkcılık dediğiniz şey esasen insanın psikolojik istemlerinden sadce aidiyet ve insani kimlik arayışıyla doğup daha sonradan kötü niyetler elinde diğerleştiren bir kavrama dönmüştür kanısındayım. Aynen Yaratan ihtiyacının sömürüldüğü gibi...
    Sonuç olaran sahip olduğumuz genden ziyade varlığımızı kimliklerimiz ayakta tutar. Müslümanlık, Türklük, ve bu hiyerarşik şekilde en minimal kimliğe kadar iner.
    Bu aidiyetler hissedilmezse toplum yukarıda bir cevabınızda yazdığınız gibi kültürel, ahlaki ve tarihi değerlerini sizce kodlayabilir mi?

    Emeği ve hitab seviyesi yüksek her fikir dikkate alınmaya değer.

    Tekrar teşekkür ediyor ve yazılarınızın tamamını en kısa zamanda okuyabilmeyi umuyorum.

    YanıtlaSil
  16. güzel yazı ama türk resimleri sanki özellikle seçilmiş gibi. yani ben ortaasya türklerinin o kadar avrupai ve güzel göründüğünü düşünmüyıorum

    YanıtlaSil
  17. Trabzon'daki sarışınlık oranı Rize ile eşdeğer sayılabilir. Ben Kıpçak Türküyüm. Yani Kafkas ya da Balkan ile bir bağım yok. Sülalecek sarıyız. Gördüğüm Trabzonluların çoğu da açık tenlidir.

    YanıtlaSil
  18. Karadeniz bölgesinde milliyetçi çevreler Kıpçak ve Avar türkü kökenli olunduğuna dair probaganda yapıyor ki henüz bir tarihi belge sunanına rastlamadım. Diğer uydurma probaganda ise bölgedeki kadiri tarikatlarından geliyor. Onlarda MAraş kökenli olduğuna dair "fısıltılar" yayıyorlar. Bunun sebebi de özelike Trabzondaki kadiri tarikatlarının şeyhlerinin kökeninin Maraşlı olmasıdır. Bölge halkının değil.

    YanıtlaSil
  19. hala yazının bilimsel olduğunu göremeyenler var. iyice okumamışlar. yada gen bilimini anlamıyorlar. hiç bir satırırnı atlamadan sıkılmadan okudum. kendini kıpçak, kürt vs. sanıyor olabilirsin. peki gen testi yaptırdın mı. senin atalarında farklı bir ırktan karışım olabilir. insanlık tarihi 2000 yıl değil. sanırım 60000 yıl. tam benim aradığım türde bir yazı. umarım dahada gelişmişleri çıkar. Bu yazıyla diğer tüm insanları kendim gibi görmeye başladım. zaten görüyordum. daha da arttı. etnik farklılıklarda güzel. şunu anladım ki ne kadar çok farklı milletlerle evlenilirse veya iklimsel, mutasyon benzeri koşullarla, gen havuzu dahada genişleyecek. kültürel zenginlikte öyle. birde şunu farkettim. Türkiyede türkler fazla diyende kazandı çünkü hemen herkeste türk geni var. türkiyede türkler az diyende kazandı çünkü türkiyede roma-Anadolu ve diğer genlerdende çok fazla var. Bence hiç kimsenin kavga etmesine gerek yok. her ırkın ayrı ayrı yetenekleri var..

    YanıtlaSil
  20. National G'nin güya bilimsel çalışması.Bilgiye kendin ulaşmazsan başkalrının yaptığını doğru ve tarafsız sanırsın.İşte ona bir örnek.50.000 yıldan bahsediyor yani evrim mantığıyla bakıyor.E normal.Bu bilgilrin doğru olduğuna inanmam için birinin bana önce evrimi ispatlaması gerekiyor.O da mümkün değil.Türkiye'de Türk yok başka herkes var.Geçiniz efendim.Diğer milletler ırkçılık yapmasın söz ben de yapmayacağım.

    YanıtlaSil
  21. Adam bundada ırkçılık yapmış.Neymiş efendim çekik gözlülerin IQ daha yüksekmiş.Bakın ben bi çok ülkeye gittim.Hayatımda gördüğüm en gerizekalı insanlar moğollardı,Çinlilerdi.Japonya ve kore için aynı şeyleri söyleyemem.Türklerdede genelde zeka seviyesi soyut düşünme kabiliyeti vs çok az.Bu konuda en iyi ırk Anglo-Sakson yani İngiltere-Amerika'da yaşayan insanlar.Zaten dünyayı domine etmeyi buna borçlular.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kadar rezil konuşup bir de yazara ırkçılık yapmış diyor. sen ne yaptın şu yorumla? avrupa özentisi

      Sil
    2. avrupalilarin (ozellikle anglosaksonlarin) diger kulturlerden tek ustun yanlari var. ozelestiri yapabiliyorlar. bir hata oldugunda hatanin sahibi o hatayi kabulleniyor. bizlerde, ozellile akdenizlilerde/ortadogulularda, hatayi kabullenememe, baskasini cekememe var. biz hep kendi kendimizi yeriz. amac kendini gelistirmek degildir, baskasini asagiya cekmek. iste bu yuzden kaybedenler ve kazananlar var. biz mutemadiyen kaybediyoruz.

      Sil
  22. Bu tip bilimsel adı altında hem ideolojik hem de sosyolojik projelerin amacı küreselleşme denen tek tip tüketici toplum yaratma amacına hizmet etmektir. Yani sırf bize özgü değil. Bize özellikle yapılır orası ayrı konu. Milliyetçilik ile ırkçılığı ayıramayan ya da daha gerçekçi olarak bilinçlice milliyetçilik=ırkçılık diye algı pompası yapan çeşitli medya organları küresel amaçlara hizmet eder. küreselleşme nedir? hiçbir değere sahip olmayan, milliyeti-dini-geçmişi vb. yani "kimliği olmayan bir dünya toplumu" yaratmak amacının adıdır. bu kimliksiz insan ve insan topluluğunun geçmişi ve herhangi bir kültürü olmazsa değerleri de olmaz, aile de olmaz, ahlak anlayışı da olmaz. yalnızca küresel ilahlara hizmet etmek sorgulamamak ve yalnızca tüketmek için yaşar. bu kısır döngü ile insanlık robotlaşır kolayca yönetilir duruma gelir. işte tek dünya devleti amacı budur.

    geçmişsiz, kültürsüz, değersiz bir toplum için uygulanan sinsi operasyonlardan birisi. adına bilim diyorlar. toplum da birbirini yiyor.

    halbuki büyük önder 90 yıl önce söylemiş. "Ne mutlu Türk'üm diyene!" var mı ötesi!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kendini kemalist olarak gorenler maalesef siyasal islamcilar kadar dogmatik. ne yapalim yani? irkimizi da mi merak etmeyelim. istatistiki datayi da mi goz ardi edelim? komplo teorilerine saplanp kalmayin. ne mutlu turkiyeliyim diyene!

      Sil
  23. r'yi, g'yi, ı'yı filan bilmem. zira bu araştırma emperyalist küresel amaçlara hizmet için ortaya çıkartılmış bir proje.

    dünyada milletler ya da daha derinde etnik kimlikler gen-kan-ten-göz-saç-sakal-burun-kafatası-boy-iskelet yapısına göre oluşmuyor. toplumsal kimlikler için ilk koşul "DİL"dir. daha sonra kültür gelir. bunun içinde giyim-kuşam, yeme-içme, oyun-müzik, mitoloji-inanç yapısı gibi daha birçok çeşitli unsurlar yer alır.

    gen ise insan ırkının varolduğu günden bu yana dağıldığı coğrafyalarda iklim-bitki örtüsünün etkisi ile biyolojik yapısında oluşan değişimlerdir. ırk tektir. İNSAN IRKI. tıpkı diğer memeliler gibi. köpekler, kediler vs.

    genetik farklılıklar doğanın zamanla insanoğlunda yarattığı değişimlerdir. siyah toplumun sıcak afrikada teninin korunması için teninin koyulaşması ile kutuplara yakın yaşayan pembe tenli toplumların güneş ışığının açılarının daha düşük olmasından kaynaklanan pigment azlığı gibi. ama bu a-b-c gibi gen sınıflamalarında r'li bir insan afrikada bir siyahi ya da avrupada bir beyaz olarakta bulunuyor. demek ki genler bile dış görünüş için belirteç olamayabiliyor.

    Türk kimliğine gelince; binlerce yıl göçer bir yaşam sürdüren bu toplum elbette çeşitli dış görünüşte tipleri içinde barındıracaktır. ama Türk kimliği için bu farklılıklar bir önem arz etmez. 10 yüzyıl önce yabancı kaynaklarda bile kumral Kuman-Kıpçaklar esmer Oğuzlardan farklı bir ulus olarak görülmüyor, aksine Türk boyu olarak görülüyorsa Türk kimliği bu durumu çok eskilerden beridir önemsemiyor demektir. Çünkü dil ve folklor ulus olmak için ana belirteçtir.

    bu yüzden Türkler karışık bir unsur olsa bile bu durum belki de en aşağı 2000 yıl önce de aynıydı. türk uygarlığı bütün unsurları ile en eski uygarlıktır.

    YanıtlaSil

Yorum göndermek için Yorumlama Biçimi'nden Anonim'i seçebilirsiniz. Tarafsızlık ilkesi gereği nefret söylemi, küfür ve reklam harici her türlü yorum ve eleştiriyi yayınlıyorum.

Nötral - tarafsız blog - Written by Can Guzel, Design by CC.com, - Copyright © 2014, Turkey / In the way of God, for Justice, Peace, Illuminance...

Bim tarafından tasarlanan şablon resimleri. Powered by Blogger.