Son Yazılar

Doğuştan Gelen Yenilgi: Eşitsizlik İnsanoğlunun Kaderi Mi?



I.

Kapitalizmi savunanlar, kapitalizmin yarattığı acımasızlığa karşı doğal sistemin acımasızlığını örnek gösterirler. Doğada güçlü güçsüzü ezer. Denge sağlanması için ise güçsüzler birleşerek güçlülere karşı kendilerini savunurlar. Ancak bu taktik insan hayatında pratik olarak mümkün değildir. Çünkü insan sıklıkla doğadan daha kötüdür ve yaşadığımız düzende, güçlüler kartelleşerek, birlik olamayan güçsüzleri daha fazla ezmektedir. Yani, denge iyice bozulmuş durumdadır.

Sosyalistler ise para ve meta fetişizminin ortadan kaldırılmasıyla mutlak eşitlik geleceğini savunurlar. Onlara göre, sosyalist bir sistemde her çocuk eşit fırsatlar ile doğacaktır. Lakin elbette, bu naif bir hayaldir. Nitekim, para, kişisel mülk, rekabet ve kariyerin ortadan kalktığı bir durumda, zaten hali hazırda çirkin ve güçsüz bir şekilde, hayata 1-0 yenik başlamış bir kişinin oyunda var olabilme, öne geçebilme, belki yarışı kazanabilme ihtimallerini de elinden alırız. En azından paranın var olduğu sistemde, doğuştan şanssız, çirkin ve zayıf bir kişi daha çok çalışarak, belki daha fazla risk alarak, yakışıklı ve güçlü bir kişiyi geçebilme ve 1-0 mağlubiyeti unutturarak, 1-1, hatta 1-2 yapabilme ve kendi kaderini değiştirebilme şansına sahiptir.

Evet, bazı sosyalistler insanoğlu için güzellik ve yetenek farkı olmadığı, bunların öğretilmiş olduğunu, bu nedenle de sosyalist bir sistemde herkesin yarışa adil başlayacağını iddia edebilir. Gerçekten de yetenek konusunda her birey doğuştan belli yeteneklere sahiptir, bazıları bu yeteneklerini erken keşfeder, bazıları geç, bazılarıysa farkında bile olmadan ölür gider. Her ne kadar kapitalist sistem yıkılıp da, şu yazımda değindiğim gibi insanlar kendi yeteneklerini ölmeden keşfedebilmeleri için teşvik edilse de, sonuçta bazı yetenekler diğer insanlara her daim daha çekici gelmeyi sürdürecektir. Öyle ki, çok yetenekli bir çömlek ustası hiçbir zaman çok yetenekli bir pop şarkıcısından daha fazla ilgi görmeyecek, bu durum yine doğuştan gelen sosyal eşitsizliğe yol açacaktır.

Güzellik - çirkinlik konusunda ise sosyalistler tamamen yanılmaktadır. Nitekim, bilimsel araştırmalar, insanda dış görünüşün belli alanlarda (sıfır beden giyim modaya göre şekillenmiş, açık ten ve göz rengi ise Avrupa'nın 20. yüzyıldaki kültürel ve ekonomik üstünlüğü ile ortaya çıkmıştır) öğretilmiş olduğunu kabul etse de, doğuştan gelen evrensel bir güzellik - çirkinlik algısını da ispatlamıştır. Öyle ki, araştırmalara göre yüzdeki doğuştan gelen özellikler olan feminen - maskülen dengesi ve simetrik orantı güzellik algısını yönlendirmektedir. Aynı şekilde insan bilinçaltı daha sağlıklı karşı cinsle üreyerek sağlıklı nesiller üretmek amacıyla aşırı kilolu, zayıf veya kısa olmayan, sağlıklı görünen bedenlere ilgi duymaktadır. Bu kapsamda, sosyalist iddiaların aksine, para kavramı olmadığında bile doğuştan gelen genetik faktörü insanlar arasındaki eşitsizliğin devam etmesine neden olacaktır.

Elbette bu konuya değinmem, kapitalizmi ironik bir şekilde çirkin ve güçsüzlerin kurtarıcısı olarak gördüğüm anlamına da gelmemeli. Nitekim, doğuştan gelen eşitsizliğin kökleri insanlık tarihi kadar eski olan sosyal statülere dayanmaktadır. Örneğin para, statü ve mevkinin olmadığı bir insan toplumunda genetik olarak güzel ve güçlü olanlar, diğer güzel ve güçlü olanlarla evlenerek güzel ve güçlü nesiller ortaya çıkaracak, çirkin ve zayıflar ise soylarını devam ettiremeyecek ve nihayetinde doğal seleksiyon sayesinde toplumun tamamı güzel ve güçlü bireylerden oluşacaktı. Ancak elbette insanlık tarihi doğal denge üzerinden devam etmemiş ve finansal, askeri, siyasi güç, eş seçiminde asıl etken olmuştur. Ağalık ve feodalite sistemlerinde, çirkin, genetik olarak zayıf; ancak para ve iktidar gücüne sahip toprak beylerinin, güzel eşler seçebilmesi, statü sahibi olmayan ancak güçlü genetiğe sahip erkeklerin ise geriye kalanlarla yetinmesi; savaşlarda kadınların kazanan tarafın ordusu tarafından tecavüze uğraması; eşlerin birbirini seçmesi yerine yüzyıllar boyunca uygulanan görücü usülü evlilikler gibi pek çok doğal seleksiyon katili olay, geçmişin, günümüzün ve geleceğin genetik eşitsizliğini yaratmıştır. Kısaca, burada suç insanı eşit yaratmayan Tanrı'da değil, genetik dengeyi yaptığı zorbalıklar ile bozan insandadır.


II.

İnsanoğlu aslında mutlak eşitliği de talep etmemekte, bir şekilde kendisini diğer insanlardan farklılaştırmaya, güçlendirmeye çalışmaktadır. Bu davranış insanın kendisini ifade edebilmesinin, kendisini özel görerek varoluşuna bir anlam kazandırmasının bir yoludur. Tüketici ürünlerinde yüksek özelleştirme imkanının nedeni insanın bu arzusunu karşılamaktadır. Bu yüzden bir ürün sadece tek bir modelde değil, farklı özellikler, renk, boyut ve kalitede üretilmektedir.

Şimdi, beş kişiden oluşan komünist bir toplumun konu alındığı basit bir ekonomik model düşünelim. Elimizdeki toplam zenginliğin ise 10 birim olduğunu (T=10) varsayalım. Bu zenginliği her bireye 2 birim şeklinde eşit olarak dağıttığımızda, toplumun toplam refah seviyesi (kazanılan fayda) uT= u1.u2.u3.u4.u5 = 2.2.2.2.2 = 32 olacaktır. Aynı modeli kapitalizm için düşündüğümüzde, sadece bir kişinin 6 birimlik, geri kalanların ise 1 birimlik "sus payı" zenginliğe sahip olduğu durumda toplumun toplam refahı uT= 6.1.1.1.1 = 6 olacaktır. Görüldüğü gibi komünizm, kapitalizme göre toplumun geneli açısından çok daha faydalıdır (1 birim ezilen sınıfın isyan etmemesi için verilen paydır. Bu sınıfa hiç pay verilmediğinde ezilen sınıf ayaklanacak ve sistem yıkılacaktır, uT=10.0.0.0.0 = 0)

Diğer yandan ütopik komünizm asla gerçekleşmeyecektir. Nitekim, insanlar her daim köleliği eşitliğe tercih ederler. Çünkü köleyken bile, komünizmde hiç sahip olamadıkları kadar özgünlüğe ve farklılaşmaya sahiptirler. Herkes gibi olmak, sıradan olduğunu kabul etmek, insan doğasına terstir. Bu nedenle örneğimizdeki 5 kişilik toplumdaki bireyler herkesin 2 birim alacağı sistem yerine, risk alarak kaybetme pahasına daha çok kazanmayı isteyecektir. Üstelik aralarındaki bu çekişme kapitalizmden de daha vahşi bir sistem yaratacaktır. Öyle ki, kapitalizmde zenginlik belli bir kesimde toplanmış olsa bile, fakirlerin de hayatlarını devam ettirebilmeleri ve isyan etmemeleri için gerekli miktarda "sus payı" olan zenginlik, zenginler tarafından fakirlere sunulmaktadır (Noblesse Oblige). Nitekim kapitalizmin varolabilmesi için sömürülen sınıfın varlığını devam ettirmesi şarttır. Diğer yandan insanları tamamen doğal içgüdülerine göre serbest bıraktığımızda oluşturacakları sistem kapitalizm değil, anarşi olacaktır. Bu durumda insanlar daha fazla güç için aralarında savaşacak ve zayıfları tamamen yok edecektir. Bu savaş sonunda, örneğin iki adet zayıfın yok edilip onların tüm payları alındığında zenginliğin uT= 3.3.4 = 36 olduğu komünizmden çok daha iyi bir ortam olabileceği gibi, geriye sadece tek kişinin kaldığı uT=10 gibi vasat bir sonuç da elde edilebilir.

Görüleceği üzere, kapitalizm, anarşi de dahil olmak üzere en düşük toplumsal refah getiren sistem olsa da, insanın doğasına aykırı ve ütopik olan komünizme göre çok daha uygulanabilir ve insanın doğasına uygun ancak kan akıtan anarşiye göre çok daha barışçıl olduğu için günümüzü domine eden sistemdir. Kısaca, kapitalizm aslında, insanın gücü arzulayan ve eşitliğe hayır diyen içgüdülerinden beslenmektedir.


III.

Peki, madem bazılarımız kazanan, bazılarımız kaybeden olarak bu dünyaya geliyor, üstelik insanoğlu iç dünyasında bu durumdan da gayet memnun, o halde eşitsizlik insanoğlunun kaderi mi?

İşin aslı, her ne kadar başlangıç koşulları (doğuş) aynı olmasa da, insan sahip olduğu irade ve seçimler ile hayat yarışında bir kazanan veya kaybeden olabilir. Evet, eşitsizlik insanoğlunun kaderidir, ancak bu kaderi değiştirebilmek de insanın elindedir. Zeka, güzellik, fiziksel dayanıklılık doğuştan gelen güçlerdir; diğer yandan zorluklarda pes etmemek, sorgulayıcılık ve ideallere olan bağlılılık da sonradan kazanılan ve kişiyi kaderi olan yenilgiden kurtarabilecek güçlerdir.

Başlangıç koşulları önemlidir, ancak başlangıç koşulları ne olursa olsun, çabalamak, efor sarfetmek ve akıllı kararlar vermek kişiyi başlangıç koşullarının etkisinden sıyırarak başarıya götürebilir. Belki basit bir karar, kelebek etkisi misali kişinin hayatını değiştirecektir, belki de kişi birşeyleri başarabilmek için yıllar sarfedecektir. Başlamadan bunu bilmenin yolu yoktur. Bu yüzden asıl güç, denemekten korkmamak ve çabalamaktır.

Güçlenmek için ilk önce güçsüzlüğün farkında olmak gerekir; kişi önce probleminin tanısını koymalıdır. Şişman bir kadının kendisini "seksiyim" diyerek kandırması, ona bir fayda sağlamaz. Ancak kadın bunu kabullendikten sonra, spor ve dengeli beslenme ile eksiğini kapatabilir.  Aşırı kısa boylu bir erkek ise, sanat, edebiyat ve sporda kendini geliştirerek, kısalığını yok edemese bile başka güçlü olduğu konular yaratarak kendini tercih edilebilir kılabilir. Kısaca, güç için önce hatayı kabullenmek, sonrasında ise aynı güçsüzlükte devam etmeyi kabullenmemek ve çabalamak önemlidir.

Düşünün, fakirler genellikle isyan etmez çünkü durumlarına alışkındırlar. Ama bir fakir, kendini yönetenlerin içinde bulunduğu lüksü gördükçe, bir köle efendisinin gücüne heveslenmeye başlayınca kişi yavaş yavaş uyanmaya başlar. Bir fakir, fakirlik içinde rahatça yaşar, çünkü sefaletinin farkında değildir. Diğer yandan fakiri, zengin bir ortama koyup, sonra tekrar fakirliğe muhtaç ettiğinizde, artık zenginliğin ne olduğunu öğrendiği için, isyan edecektir. Kısaca, güçlenmek için önce gerçek gücün varlığını hissetmek gerekir. Bu nedenle kimseden çekinmemek ve her aktiviteyi ve statüyü kendinize de yakıştırmak; size farkındalık sağlayacak ve kendinizi geliştirmeniz için teşvik edecektir.

Eşitlik ve  özgürlük isteyen insan önce kendini, dünyadaki bütün insanların dengi olarak görmelidir, ne alçak, ne de üstün. Ünlü birini gördüğü zaman onun peşinde koşup imza istemek gibi utanç verici hareketler yerine, o gördüğünün de kendisi gibi basit bir insan (hatta muhtemelen daha basit) olduğunu akıl edebilmelidir. Kendi tanrılarını yaratmamalı, kimseye gereğinden fazla değer vermemelidir. İçindeki gücü keşfetmeli ama aynı zamanda o gücün diğer bütün insanlarda da olduğunu bilmeli ve herkesi kendisiyle eşit tutmalıdır.

Her insan belli yeteneklerle dünyaya gelir demiştik. Kişide dehalık gerektiren müzik, resim ve edebiyat gibi sanatsal yetenekler varsa, kişi ailesi ve çevresinin kendisini ne derece yönlendireceği (bu tür yetenekler çoğunlukla daha çocuklukta kendini göstermektedir, ne var ki aileler sıklıkla bu yeteneklerin üzerini kapatarak çocuğu daha risksiz bir geleceğe zorlar) ve kendisine şans vereceğine göre bu yollarda ilerleyebilir. Bir kişinin sayısal ve sözel konulara yeterliliği varsa, akademik yol çizgisinde ilerleyerek, doktor, mühendis, bankacı, öğretmen, çevirmen, arkeolog, sanat tarihçisi, ekonomist, mimar olabilmesi mümkündür (nitekim eğitimli ailelerin çoğunluğunun çocuklarında görmek istedikleri öncelikli gelecek budur). Eğer kişinin bu konulara yeteneği yoksa, bu sefer sportif yetenekler devreye girecektir. Eğer sportif yetenekler yeterliyse, kişi ünlü bir futbolcu, basketbolcu, voleybolcu... olma yolunda ilerleyebilir. Bu meslekler kişinin onurlu bir şekilde yükselebileceği alanlardır.

Yukarıdaki yeteneklerden bağımsız olarak kişi yoğun olarak yalan söyleyebilme ve manipülasyon yeteneklerine sahipse, siyaset arenasında yer alacak ve yetenekleri doğrultusunda yükselecektir. Son olarak, şans ile birlikte, eğer kişide kolay kolay utanmama ve toplumun cahil olan çoğunluğunu etkileyebilecek  ve onlara yakın gelecek derecede gerizekalı rolü yapabilme (veya direk rol yapmadan öyle olma) yeteneği bulunuyorsa, kişi bu durumda sosyal medya fenomeni, YouTuber, autotune ile sesi düzeltilmiş çakma pop şarkıcısı... gibi sayısız medya maymunlarından birisi haline de gelebilecektir. Kısaca, en çok parayı, şöhreti ve gücü; gerçek yeteneği en düşük olan, toplumun dip kısmı kazanacaktır. Çünkü bu gücü onlara, kendileri gibi olan toplumun vasıfsız çoğunluğu verecektir.

İşin özü, binlerce yıldır devam eden hatalı komünal sistem nedeniyle, insanoğlu doğuştan eşitsizliği tatmakta, hayatının devamında ise kendi elleriyle bu eşitsizliği iyice dengesiz hale getirmektedir. Kendi yeteneklerini keşfetmek yerine, başkalarının ucuzluklarına prim veren ve sahte başarılarını taktir eden; kendi zayıflıklarından sanki başkalarında yokmuş gibi utanan ve gizlemeye çalışan insan, aslında kendi kendini farkında olmadan köleleştirmektedir. O halde eşit ve özgür olmak isteyen insan ilk olarak kendi zayıf noktaları ile barışmalı, kendini kabullenmeli, çaba ve sabır ile zayıflıklarını güçlendirmeli; hali hazırda güçlü olduğu noktaların ise üzerine gitmelidir. İnsan, istediği herşeyi başarabileceğini söyleyerek sürekli kendisini boş bir şekilde pohpohlayan günümüz modern kişisel gelişim akımlarına kapılmamalıdır. Gerçek şu ki, hiçbir şey sadece düşünerek gerçekleşmez. İlerlemek için adım atmak gerekir. Hatta bazen çabalamak da yetersiz gelir, ancak insan en azından baştan yenilgiye teslim olmamış olacaktır. Bu yüzden insan isterse 10-0 yenik başlasın hayata, bunu tersine çevirebilmenin tek yolu denemektir. Pes etmeden, korkmadan, kazanana kadar çabalamak...


Yazı sonrası biraz da müzik...

8 yorum:

  1. yabancı bi şarkıcı geliyor ülkeye millet tanrı gibi peşinde koşup tapınıyo rezil herifler valla

    YanıtlaSil
  2. "karaktersizler eşitliği haketmez"

    YanıtlaSil
  3. var olan düzende bir şey yapamasanız bile en azından yanlış olduğunu bilmek ve ona karşı içinizde cephe almak önemlidir.

    YanıtlaSil
  4. Ozan Ünsal'ın da zamanında dediği gibi "devrimci güçler george busha it olmuş devrim pıtırcıkları hiç açamadan solmış".

    YanıtlaSil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  6. zuhahaha siyasetçilere ve popçulara fena sokmuş yazar :)))

    YanıtlaSil
  7. aynı anda hem sosyalizmi hem kapitalizmi eleştiren bir yazı nasıl oluyor yaa

    YanıtlaSil
  8. Yazarın ünlü insanlara karşı ağır bir nefreti var anlaşılan. Yazısındada bu nefreti kusmuş.

    YanıtlaSil

Google hesabı kullanmak istemeyenler yorum göndermek için Yorumlama Biçimi'nde Adı/URL kısmından seçim yapabilir.

Author: Can Guzel, Design: notral.com, notral.com - Copyright © 2016

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.