Son Yazılar

Dinlerde Kadın Düşmanlığı: Lilith, Papa Joan, Pandora, Medusa...



Kadın, fiziksel olarak erkeğe göre narin olan yapısı nedeniyle, erkek – kadın yarışında, kas gücünün önemli olduğu daha ilk çağlardan itibaren geri kalmaya başlamıştır. Kadına göre daha iyi avlanan, kendini koruyabilen, dayanıklı olan erkek; gıda bulma, aileyi savunma gibi görevleri üstlenmiş, kadının görevi ise ev ve çocukların bakımı olmuştur. Bu durum yavaş yavaş erkeğin otoriterleşmesine, kadının baskılanması ve ezilmesine, kendisini geliştirememesine ve savunmasız kalmasına neden olmuştur. Elbette kadına verilen görev muazzam öneme sahiptir, lakin av, savaş ve icatlar ile dünyayı tanıyan erkeğe karşılık gün boyu eve kapanan kadının, erkeğe göre geride kalması tahmin edilebilecek bir sonuç olmuştur.

Diğer yandan erkek, yıllar boyunca maskülen otoriterliğini kurmuş olsa da, yine de kadına karşı olan korkusunu yenememiştir. Bu korkunun nedeni ise güzel ve çekici bir kadının, ne kadar güçlü olursa olsun erkeği kolaylıkla manipüle edebilmedeki yeteneğidir (Örneğin, orduların yenemediği Hun lideri Attila, yatağına aldığı bir kadın tarafından öldürülmüş ve devlet dağılmış; Avrupa’nın büyük bir kısmını egemenliği altına alan Napolyon ise, Josephine’ine olan aşkından onun kölesi haline gelmiş; Mısır Kraliçesi Kleopatra ise zekası ve cazibesi ile önce Roma İmparatoru Sezar'ı, o öldükten sonra da Marcus Antonius'u parmağında oynatmıştır). Bu nedenle erkek odaklı ideolojik görüşler ve dinler, kadını doğrudan korkulacak bir tür olarak görmüştür.

Türkler, Moğollar, Macarlar, Sakalar ve Finler gibi göçebe – savaşçı toplumlar ile Paganizm – Şamanizm gibi kadına oldukça önem veren dinlerin egemen olduğu toplumlarda yaşayan kadınlar, yerleşik hayatta veya ticaretle uğraşan Ortadoğu, Uzakdoğu ve Avrupa’da yaşayan kadınlara göre çok daha avantajlı bir konum elde etmiştir. Asya kökenli Şamanist toplumlarda kadınlar bizzat savaşa katılmış, dini görevler ve erkek ile eşit konum elde etmişlerdir. Göktürkler’de kadınların yönetimde söz sahibi olması, Amazonların doğrudan kadınlardan oluşan savaşçı bir topluluk olması ve tarihteki ilk kadın hükümdarın Saka Kraliçesi Tomris olması yine bu nedenledir. Doğa ana inancı - tanrıça merkezli Pagan toplumlarda ise kadın bizzat dinin merkezi haline gelmiştir (bu durum ileride Katoliklerin gerçekleştirdiği Pagan soykırımının nedenlerinden biri olacaktır).

Gerçek şudur ki, din ve kadın birkaç istisna (Paganizm, Şamanizm) dışında hiçbir zaman güzel bir geçmişe sahip olmamıştır. Cahiliye dönemi Arabistanı'nda kadınların diri diri gömülmesi, Britanya’da yeni evlenen kadınların ilk gecelerini kocalarıyla değil de toprak sahipleriyle geçirmeye zorlanması, Azteklerde ise bakire kadınların kurban edilmesi kadının dini geçmişinden örneklerdir. Ancak zirve Musevilik ile gerçekleşmiştir, zira insanoğlunun cennetten kovulmasının, hatta insan ve şeytan arasındaki savaşın suçu doğrudan kadına yıkılmıştır. Mitolojik Museviliğe göre, bu günahları işlediği için Tanrı kadına doğurma ve adet görme gibi cezaları vermiştir.


LILITH

Musevilik mitlerinde Lilith, Havva’dan önce Adem’in ilk eşidir. Lilith efsanesi, Musevilik ve öncesindeki çeşitli mitlerin karışımı ile oluşmuş öyküsel bir anlatıma sahiptir. Hikâyeye göre Tanrı ilk başta, insanı çift olarak yaratmıştır. Bir erkek ve bir dişi… İlk erkek Adem, ilk dişi ise Lilith’tir. İkisi de topraktan aynı anda yaratılmıştır. Aynı anda ve aynı maddeden yaratıldıkları için Lilith, kendisini Adem ile eşit görmekte; Adem ise, Lilith’in ona hizmet etmesini beklemektedir. Bazı kaynaklara göre ise Adem, cinsel ilişki sırasında (kadına karşı üstünlük amacıyla) Lilith’in altta olmasını da istemekte, ancak Lilith bunu aşağılama olarak değerlendirdiği için kabul etmemektedir. 

Bir süre sonra, Adem’in baskılarına ve kendine üstünlük taslamalarına dayanamayan Lilith, Adem’i ve cenneti terk ederek dünyaya kaçar ve orada (daha önce Tanrı’nın isteğine karşı gelerek insanın önünde eğilmeyen) şeytan ile birlikte olur. Diğer yandan cennette yalnız kalan Adem, karısı Lilith’i özlemeye başlar ve Lilith’i geri getirmesi için Tanrı’ya yalvarır. Adem’in yakarışı üzerine Tanrı üç meleğini elçi olarak gönderip Lilith’e “evine dön” çağrısı yapar. Ancak Lilith Tanrı’nın çağrısını reddeder. Bunun üzerine melekler Lilith’e en kısa sürede geri dönmemesi halinde her gün yüz çocuğunu öldüreceklerini söyler ve de süre dolunca dediklerini yaparlar. Lilith, duyduğu acıyla bundan sonra Tanrı’ya ve Adem soyuna düşman olmaya söz verir. Lilith'in dönmesinden ümidi kesen ve Adem’in ısrarlarına dayanamayan Tanrı ise, Adem uyurken bu sefer onun kaburga kemiğinden ikinci bir kadın - Havva'yı yaratır (Yaratılış 1:27’de insanların bir erkek ve bir dişiden yaratıldığı; Yaratılış 2:21’de ise dişinin erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığı geçmektedir). Havva, Adem’den yaratıldığı için ona karşı çıkmayacağı düşünülmüştür. Ancak Adem eski karısının kendisine dönüp, ona boyun eğdiğini düşünerek, kendisini başarılı görür. Havva Lilith'e çok benzemektedir ki Adem uyanınca yanında bulduğu kadının başka biri olduğunu anlamaz (Pek çok kaynakta Adem kumral, Havva sarışın, Lilith ise kızıl tasvir edilmiştir. Karakterleri ve saç renkleri farklı iken Adem nasıl eski eşi ile yenisini ayırt edemez, ayrı bir konu).


Adam ile Havva
Aynı sıralarda dünyada yaşamakta olan Lilith ile şeytan ise insanlardan intikam almanın yolunun onları dünyaya çekmek olduğuna karar verirler. Bu yüzden “hayvanların en kurnazı olan yılanı” (Tevrat’taki betimleme) cennete Havva’nın yanına ajan olarak gönderirler. Yılan, çeşitli söz oyunlarıyla Havva’yı yasak ağacın meyvesini yemeye ikna eder (Yılan dedi ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilen birer tanrı olacaksınız – Yaratılış 3:4). Burada yasak meyve tadından dolayı değil, sunduğu bilgelik nedeniyle çekicidir (Kadın bilgelik kazanmak için ağacın meyvesini koparıp yedi. Kocasına da yedirdi. Bir anda ikisinin de gözleri açıldı ve çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden yapraklarla kendilerine örtü yapıp, kapandılar - Yaratılış 3:6). 

Tanrı, insanın kendi izni olmadan bilgilenmesine ve özellikle kendi cinselliğini fark etmesine oldukça sinirlenmiştir. Tanrı'nın bu kadar sinirlenmesinin bir nedeninin, cinselliği keşfeden Adem ile Havva'nın cennette ilişkiye girme ve Havva'nın hamile kalarak çocuk doğurabilme ihtimali olduğu yorumlanmıştır. Nitekim, Tanrı tek yaratıcı olmalıdır ancak yasak meyve nedeniyle Adem ile Havva da bir canlıyı yaratabilecek konuma gelmiştir (Tanrı bu duruma sinirlendi ve bağırdı, “yasakladığım ağaçtan meyve mi yedin?” Adem ise “yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini verdi, ben de yedim” dedi. - Yaratılış 3:11). 

Nihayetinde Lilith işe şeytan başarıya ulaşmış ve insanı dünyaya sürgün ettirmeyi başarmıştır. Üstelik, Tanrı'nın insanoğluna tek cezası sürgün de olmamış, kadına yeni kazandığı yaratıcılık yeteneği nedeniyle ağır acılar çekmeyi, erkeğe ise ömür boyu çalışmayı ceza olarak vermiştir. (Tanrı kadına “Çocuk doğururken çok acı çekeceksin, erkek sana egemen olacak, seni o yönetecek, senin cezan bu” dedi. Tanrı erkeğe ise “eşinin sözünü dinlediğin için senin cezan yaşamın boyunca emek göstermeden yiyecek bulamaman olacak” dedi - Yaratılış 3:16).


Lilith

Not 1: Dikkat edilirse, eski dinlerde insanın bilgilenmesi Tanrı’dan uzaklaşma olarak yorumlanmıştır. Öyle ki, Prometheus’un ateşi tanrılardan çalarak insanlara öğretmesi, onları bilgilendirmesi ve tanrılara karşı doldurması; cennetten kovulan şeytanın, yani Lucifer’in ise dünyaya ışığını saçarak inmesi, gördüğü insanlara da yine ateşi, bilgiyi ve teknolojiyi öğreterek onları Tanrı’dan uzaklaştırması, Adem ile Havva'ya yasak meyve ile gelen aydınlanma ile aynı doğrultudadır. İşin aslı, dinler insanın bilgilenmesini, kibirlenmek ve Tanrı’dan aksi istikamete gitmek olarak görmüşlerdir ki aslında bu inanış ekstrem durumlar hariç pek de yanlış sayılmaz. Nitekim, istatistiksel olarak eğitim ile dindarlık arasında ters orantı bulunmaktadır.

Not 2: Kadının yasak meyveyi yemesi nedeniyle ceza çekmesinin adil olduğunu savunan bazı Hıristiyanlık mezhepleri kadına doğumda acı çekmesini azaltacak yöntemler uygulanmasına da karşı çıkmaktadır.

Not 3: Bazı Musevi anlatımlarında şeytan bir melek – cin olduğu için ışıklarla kaplı ve oldukça güzeldir. Bu nedenle şeytan cennetten dünyaya düşerken, cennetin ışığını dünyaya getirmiştir (bu nedenle şeytanın ışık getiren anlamında Lucifer sıfatı ortaya çıkmıştır). Ancak şeytan dünyada kaldıkça yavaş yavaş çirkinleşmiş ve çürümeye başlamıştır. Lilith ise dünyaya geldiğinde, hali hazırda sürgünde bulunan şeytan ile tanışmış ve ona aşık olmuştur. Bazı araştırmacılara göre Tapınak Şövalyeleri'nin tapındığı dişi ve erkek özelliklerine sahip figür, Baphomet, şeytan ile Lilith’in ortaklığını temsil etmektedir.

Not 4: İslam ve Bahailik'te Lilith'in varlığı, Havva'nın Adem'in kaburga kemiğinden yaratıldığı ve yasak meyveyi ilk yiyenin Havva olduğu hakkında herhangi bir bilgi yer almamaktadır.


Baphomet
Lilith efsanesi Ortadoğu’dan Avrupa’ya ve Asya’ya, pek çok batıl inancın doğmasına da yol açmıştır. Örneğin Lilith’in geceleri yeni doğum yapmış kadınların evlerine girerek lohusa kadınların bebeklerine zarar vermeye çalıştığı inancı nedeniyle Musevi geleneklerinde lohusa kadınlar evde yalnız bırakılmaz, ayrıca Lilith’in evde bir bebek olduğunu anlamaması için dışarıya çocuğun yıkanmış bezi asılmazdı. Üstelik bu ve benzeri gelenekler sadece Museviler’de değil, Türkler de dahil olmak üzere pek çok toplulukta da yer almıştır. Örneğin, İslam öncesi Türkler’de de yeni doğan kadına musallat olan kızıl renkli albız, al karısı adında bir şeytan tasviri bulunmaktadır (olayın adı ise "albastı"dır). Türkler, bu duruma önlem olarak lohusa döneminde kadınlara kırmızı kurdele takılmasını gerekli görmüşlerdir. Bu dişi şeytan, Tengrist Türklerdeki kutsal ana olan tanrıça Umay ile düşmandır.


PAPA JOAN

Musevilikteki kadın düşmanlığının elbette Musevilik ile Paganizmin bir karşımı olan Hıristiyanlığa geçmemesi de beklenemezdi. Hıristiyanlık, özellikle Katoliklik mezhebi kadını, "insanoğlunun dünyaya sürülmesinden sorumlu olan günahkar bir cins" olarak gördüğü için, kadının kutsal konularda yer almasına engel olmuştur. Hıristiyanlık’ta kadınların kilisede yükselememesi, Katolik rahiplerin kadının şeytaniliğinden korunmak için ömürleri boyunca asla bir kadınla birlikte olmama yemini etmeleri (ancak bu çoğunun oğlancı olmasına engel olmamıştır) ve asla bir kadının Papa olamaması bunun nedenidir.

Hıristiyanlık’ta kadına eziyet ilk olarak Hıristiyanlığın daha ilk yıllarında İsa’nın sevdiği kadın Mecdelli Meryem (Maria Magdalena) ile başlamıştır. İsa’nın en yakınındaki iki kişiden birisi olan Mecdelli Meryem, İsa’nın Tanrı’nın oğlu olması ve bu nedenle de herhangi bir kadınla aşk yaşayamayacağı inancıyla, İsa’nın, geçmişinde fahişelik yapan basit bir takipçisine dönüştürülmüş. Mecdelli Meryem’in İsa’dan olma kızı Sarah ise kayıplara karışmıştır.

Elbette Hıristiyanlık’ta kadına uygulanan tek düşmanlık İsa’nın karısı da değildir. Öyle ki, kadınlara yönelik en büyük soykırım Avrupa Hıristiyanlarının Pagan kadınlarına uyguladığı Pagan Soykırımıdır. Bilindiği gibi Paganizm doğrudan kadınların dini mevki elde edebildiği, tanrıça odaklı bir dindir (Antik Din Paganizm). Doğa enerjisine inanan ve bu yönde dini ayinler gerçekleştiren bu kadınlar, Katolikler tarafından Lilith’ten ve iblislerden öğrendikleri kara büyüleri yapan cadılar olarak görülmüştür. Bu dönemde sırf kadın ve pagan olduğu için binlerce kadın diri diri yakılarak öldürülmüştür.


Papa Joan
Hıristiyanlığın kadına baskısına karşı neredeyse galibiyet elde eden, ancak nihayetinde yine Hıristiyanlığın gazabından kaçamayan bir diğer kadın ise Papa Joan'dur. Almanya’da yaşayan bir İngiliz misyoner ailenin kızı olarak dünyaya gelen Joan, kiliseye olan sevgisi sonucunda erkek kıyafetleri giyerek ve kendisine John şeklinde erkek ismi vererek, misyonerlere katılır. Nitekim kadın olarak Kilise’de yükselebilmek mümkün değildir. Atina’da din ve felsefe öğrendikten sonra Roma’ya giden Joan, zekası ve bilgisi sayesinde kısa süre içerisinde ismini duyurmuş ve kilise camiasından geniş bir çevre edinmiştir. Bu sayede Papa 4. Leo 855 yılında öldüğünde yeni papa olarak Joan seçilir. Ancak iki yıl boyunca Vatikan’ı yöneten Joan, duygularına yenik düşmüş, yardımcılarından birisiyle ilişkiye girmiş, üstelik bir de hamile kalmıştır. Joan, 9 ay boyunca hamileliğini saklamayı başarmasına rağmen, bir gün kortej halinde yapılan bir ayin sırasında doğurur. Kızgın kalabalık tarafından parçalanarak öldürülen Joan ve bebeği, Katolikliğin klasikleşmiş kadın cinayetlerinden bir diğeri olarak tarihteki yerini alacaktır. Joan, öldürüldüğü yere gömülür ve hemen yanı başına hakaret içerikli yazılar bulunan bir anne – bebek heykeli dikilir. 16. Yüzyılın sonlarında ise bu olayı tarihten silmeye karar veren kilise tarafından heykel yıkılır ve tüm kayıtlar yok edilir. Papalık yaptığı iki yıllık süre ise kendisinden sonra gelen Papa 3. Benedikt’e eklenir. Bu tarihten günümüze Katolik Kilisesi bu olayın yaşandığını kesin bir dille reddederek bunun bir Protestan yalanı olduğunu iddia etse de, Protestanlığın ortaya çıkışından yüzyıllar öncesinde, 11. – 12. Yüzyıllarda bu olayın yaşandığına dair çeşitli rahip ve tarihçilerin yazmaları ve notları bulunmuştur. 15. Yüzyılda ise gerek sanat alanında, gerekse edebiyatta, Papa Joan'a atıflar oldukça artmıştır.

Bu olaydan sonra bir kadının bir daha papa olabilmesi gibi bir “felaketin” yaşanmaması için Vatikan, papa seçimine bir test aşaması getirmiştir. Öyle ki, yıllarca uygulanmış olan bu prosedürde yeni seçilen papa, altı delik bir sandalyeye oturtularak, testislerinin olup olmadığı, bir kişinin deliğe elini uzatarak testislere dokunması yoluyla test edilmekteydi. Eğer test başarılı olmuş ise, muayeneyi yapan kişi, yeni papanın “iki adet mükemmel testisi” olduğunu ilan eder ve kişi resmi olarak papa kabul edilmiş olurdu.

Not 5: Her ne kadar Katolik din adamlarının cinsel ilişkiye girmesi yasak olsa da, Joan’ın Katolikler tarafından katledilerek iğrenilen bir figür haline gelmesi çocuğu olması nedeniyle değildir. Nitekim tarih, yasak olmasına rağmen cinsel ilişkiye giren, gayrimeşru çocuğu olan, hatta ensest veya eşcinsel deneyimler yaşayan papa’lar ile doludur. Joan’un öldürülmesinin nedeni yasak olanı yapması değil, kadın olmasıdır.


PANDORA

Elbette, kadına düşmanlık İbrahimi dinlerle sınırlı olmayıp, dünyanın pek çok bölgesindeki mitolojilerde de yer almaktadır. Örneğin, Yunan mitolojisinde kadının var olması doğrudan kötülük ile ilişkilendirilmiştir. Öyle ki, baştanrı Zeus ve onun tanrı yönetimine karşı çıkan başını Prometheus’un çektiği Titanlar, tanrılara karşı galibiyet elde edemeyince, tanrıları yenebilmek için güçlü olan erkek insanları yaratmış ve onları güçlü kılabilmek için insanoğluna ateşi ve bilgiyi öğretmiştir. Bunun üzerine Zeus ise, erkeklerden oluşan bu insan ordusunu yenmek için Pandora adını verdiği kadını yaratıp, ona içinde türlü kötülükler olan bir kutu teslim ederek, kutuyu açmamasını istemiştir. Ancak Pandora, Zeus’un da planladığı gibi merakına yenik düşerek kutuyu açmış ve kötülüğü dünyaya salmıştır. Nihayetinde Dünyada bitmek tükenmeyen kıtlıklar, savaşlar, katliamlar ve erkeğin bitmek bilmez acısı bu kutudan yayılmıştır.


Pandora

Not 6: Dikkat edileceği üzere, Musevilik her ne kadar kadına suçun ağır bir kısmını yüklese de, erkek de yasak meyveyi yemekten suçlu bulunmuş ve Tanrı tarafından cezalandırılmıştır. Diğer yandan, Yunan Mitolojisinde, suç tamamen kadına aittir. Ancak buna rağmen, Yunan mitolojisinde kadın, Museviliğe göre daha fazla hakka sahiptir. Nitekim, insan olmasa da, mitolojide "tanrı olarak" başta Hera olmak üzere, Athena, Artemis, Nemesis ve Gaia gibi çok güçlü dişi tanrılar/titanlar yer almaktadır. 


MEDUSA

Yunan Mitolojisinde kadına düşmanlık sadece erkek değil, kadın elinden de olmaktadır. Hikâyeye göre Medusa, kendi halinde yaşayan, güzel bir kadındır. Bir gün, Deniz Tanrısı Poseidon, Medusa’nın güzelliğinden etkilenir ve ona Savaş ve Medeniyet Tanrıçası Athena’nın tapınaklarından birinde tecavüz eder. Kendi tapınağında böyle bir olayın olması Athena’yı çok sinirlendirmiştir. Ancak nasıl ki günümüzde de yobaz kesimler tecavüz vakalarında erkeği değil kadını suçlu görebiliyorsa, aynı davranışı Athena’da göstermiş ve Medusa’yı cezalandırmaya karar vermiştir (Poseidon, Zeus ve Hades ile birlikte üç büyük tanrıdan birisi olduğu için, Athena’nın Poseidon’a bir şey yapmaya gücü yetmeyecekti. Ayrıca Athena, tecavüz olayının öncesinde, kendisinden daha güzel olan Medusa’yı hali hazırda zaten kıskanmaktadır). Bu nedenle, Athena Medusa’yı bir daha hiçbir erkeğin onu güzel bulmaması için yılan saçlı, kuyruklu ve pullu bir canlıya (Gorgon) dönüştürmüş, ayrıca aynı zamanda da hiçbir erkeğin ona zarar verememesi için Medusa’ya, gözlerine doğrudan bakan her erkeği taşa dönüştürecek bir güç vermiştir.


Gorgon Medusa

Diğer yandan, bir süre sonra, bir gün Etiyopya Kraliçesi (bugünkü Etiyopya değil, İsrail civarında mitolojik bir ülke), kızı Prenses Andromeda’nın güzelliğiyle böbürlenerek onun deniz perilerinden bile daha güzel olduğunu söyleyerek, Poseidon’u sinirlendirir. Poseidon, Etiyopya’yı cezalandırmak için ülkenin üzerine Cetus adı verilen devasa bir deniz canlısını göndermiş ancak diğer yandan, Prenses Andromeda’nın kurban edilmesi halinde, canavarı geri çağıracağını da söylemiştir. Bu sıralarda Krallıkta bulunan baştanrı Zeus ile bir insanın oğlu olan Perseus (Herkül gibi yarı tanrı), olayı görerek, Andromeda’yı kurtarmaya karar verir. Athena, Perseus’a Medusa’dan bahsederek onu öldürüp başını getirmesi halinde Cetus’u yenebileceğini söyler. Nihayetinde, Athena’nın yardımıyla Perseus, Medusa’yı bulup, başını keserek öldürmeyi başarır. Ancak Perseus, Medusa’nın başını kestiğinde Medusa hamiledir ve Poseidon’dan olma çocukları Pegasus ve Chrysaor başından dışarı fırlamıştır (Medusa’nın doğurduğu Pegasus’a, yani kanatlı ata birçok kültürde rastlanır, bunlardan biri de Türk mitolojisinde Tulpar’dır). Perseus, Medusa’nın başını alıp gittikten sonra Athena olay yerine gelmiş, Medusa’nın geriye kalan vücudunun derisini yüzmüş ve ünlü Aegis zırhını yapmıştır.


Andromeda, Pegasus, Perseus ve Cetus

Diğer yandan iyice korkmaya başlayan Etiyopya halkı, Andromeda'yı yakalayarak kayalıklara zincirlemiş ve Cetus'un gelip Prenses'i öldürmesini beklemeye başlamışlardır. Ancak Perseus, uçan atı Pegasus sayesinde tam zamanında yetişerek, Cetus'a Medusa’nın kafasını göstermiş ve canavarı taşlaştırarak öldürmeyi başarmıştır. Hikayenin sonunda Pegasus ile Andromeda mutlu bir evlilik yaparlar, Poseidon ise Denizler Tanrısı olmaya devam eder.

Mitolojik boyuttan sıyırdığımızda hikayenin aslı, güzel ancak güçsüz bir kadının güç sahibi bir erkek tarafından tecavüze uğraması, bunu kıskanan kadının ondan intikamı ve bir savaşçı tutarak kadını öldürmesidir. Baş kesme ve Aegis olayları ise tecavüze uğrayan kadının onursuzluğuna göndermedir. Nitekim, İlyada Efsanesinde Hektor’un cesedine yapılanlardan da anlaşılacağı gibi o dönemde bir cesedin hırpalanması ve şeklinin bozulması, ölene karşı büyük bir hakarettir (canlıların öldüklerinde, öldükleri halleriyle yeraltı dünyasına giderek yaşayacaklarına inanılır, bu nedenle vücudu büyük zarara uğramış kişi, ebediyete kadar zorluk çekecektir). Ayrıca, Medusa gibi güzelliği deforme edilmiş bir kadının doğurduğu Pegasus ihtişamlı bir canlı olmuş ve bu durum yine Athena'yı kıskandırarak, Pegasus'a eziyet etmeye çalışmasına neden olmuştur.

Not 7: Efsanede geçen Medusa’nın sahip olduğu gözlerine bakanı taşa dönüştürme yeteneği, kültürümüzde de yer alan “taş kesildim” şeklindeki deyimlerin oluşmasına aracılık etmiştir.

***
Hangi din olduğu farketmeden tüm dini metinlerde kadına olan düşmanlık ile ilgili yüzlerce farklı anlatım, olay, yasak bulunabilir. Bu yazımda sizlere en yaygın bilinen örnekleri anlatmaya çalıştım. İşin aslı feminizme de sonuna kadar karşıyım, erkek ve kadın, ying ve yang'tır, tek başına eksik olup, ancak birlikte birşeyleri başarabilirler. Dinler, insanlar ve modern öğretiler kadına veya erkeğe farklı bir türmüş gibi yaklaşmaktan vazgeçtiğinde, cinsiyetler arası iletişimsizliği yok ettiğimizde, erkek de kadın da Pandora'nın kutusunun aslında hiç var olmadığını, huzura birlikte ulaşılabileceğini ispatlayacaktır. Erkeklerin, gri olan yaşamını renklendiren, erkeği bazen üzen, ama çoğunlukla da mutlu eden güzelliklerin, yani bütün kadınların 8 Mart Kadınlar Günü kutlu olsun.


Yazıdan sonra biraz da müzik... 
Bir tane daha...

11 yorum:

  1. Lilith tamamiyle kadını aşağılayan bir efsane

    YanıtlaSil
  2. sağlam araştırma

    YanıtlaSil
  3. yani lilith tarihteki ilk feminist, erkek hegomanyasına itiraz eden ilk kahraman!

    YanıtlaSil
  4. aklıma takılan birşey var. medusanın athena tarafından cezalandırıldıktan sonra çirkin olması lazım ama internetteki resimlerin çoğunda hala çok güzel resmediliyor?

    YanıtlaSil
  5. bence pandoranın kutusunun içinden çıkan kötülük aslında seks. seks üzünden erkek harap oluyor yani

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bence seks değil sekssizlik harap eden şey

      Sil
  6. en kadın düşmanı din islam ama pek değinilmemiş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. cennet analarin ayaklari altinda diyen bi insanin getirdigi dini kadin dusmani demek beyinde bi soruna isarettir.

      Sil
    2. ana olmayanlar nolacak peki? aynı kitap kadınları sopayla dövünde demiyormu?

      Sil
  7. kedim yavruladı, dişilerin isimlerini pandora ve lilith koymaya karar verdim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bence bastet koyun daha mantıklı

      Sil

Google hesabı kullanmak istemeyenler yorum göndermek için Yorumlama Biçimi'nde Adı/URL kısmından seçim yapabilir.

Author: Can Guzel, Design: notral.com, notral.com - Copyright © 2016

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.