Son Yazılar

Ölüm Üzerine

Ölümün neden olduğuna, gerekçelerine, nasıl bir hayat yaşanması gerektiğine dair, dini ve felsefik bir yazıdır. Ölüm neden vardır, ne işe yarar?








İnsanoğlunun varoluşundan beri aklında bulunan en önemli soru öldükten sonra kendisine ne olacağıdır. İnsan, bu bilinmezlikten dolayı hem ölümden hem de sonrasından korkmaktadır ki, bu durum aslında sadece onun içinde bulunan tutkunun ve çaresizliğin bir sonucudur. Bir ateist için ölüm, inançlı kişilere göre daha korkunç bir kavram olabilir. Ateiste göre, kişi şans eseri – hiçbir amaca hizmet etmeden var olmuş ve eninde sonunda yine şans eseri ve anlamsız bir şekilde yok olacaktır. Her ne kadar bazı ateistler, ölümden korkmadıklarını ve öldükleri zaman sadece toprak olacakları fikrinin onları rahatsız etmediğini söyleseler de bu konuda samimi olduklarını düşünmüyorum, çünkü hiçbir mantık boşa yaşamayı ve sonrasında bir hiç olmayı kabul edemez. Bir hiçliğe hizmet etmek, hiç olacağına bile bile yaşamak mümkün değildir. Diğer yandan inançlı bir kişi için ölüm çok daha korku verici olabilir. İnanarak ve bilerek tanrının emirlerine karşı gelmiş kişi, öldükten sonra dini metinlerden başına gelecekleri düşündükçe ateistten daha büyük bir korkuya kapılmaktadır. Ancak, yine de ateistten daha rahat bir durumdadır çünkü en azından ona göre benliği yok olmayacak ve acı çekse bile çektiği acıyı hissedebilecektir. Sonuçta, bir şeyi kötü olsa bile hissetmek, hiç hissetmemekten daha iyidir.

Bir insanın gerçek kişiliği ölmeden önceki anlarında ortaya çıkar. Ölüm anında tüm kişisel hesaplar anlamsız olacağı için kişi kısa süreli bir aydınlanma yaşar. Dikkat ederseniz, ölümden dönmüş veya bir yakını ölmüş insanların karakterleri nadiren kötü yönde, genellikle iyi yönde değişebilmektedir. Ölüm, insanı özüne dönüştürür. Bu nedenle ölümün varlığını bile düşünmek, insanı değişmeye iter.

Daha önceki Habil ile Kabil adlı makalemde de üzerinde durduğum gibi, var olmuş en büyük günah “kibir”dir. Kibir, hem en büyük suç hem de bir varlık tarafından gerçekleştirilmiş ilk günahtır. Şeytan kibrine yenik düşmüş ve bu nedenle cezalandırılmıştır. Bütün İlahi dinler, insanoğluna kibrine yenik düşmemeyi ve alçak gönüllü olmayı öğretmektedir. İşte ölüm de kibrin ne kadar yersiz bir şey olduğunu göstermektedir. İnsan istediği kadar güçlü bir duruma gelsin, istediği kadar zengin olsun, eninde sonunda ölecektir. Ölümün varlığı ve korkusu ve her insanın mutlaka ölecek olması, hem insanın sahip olduğu kibri azaltmakta hem de yaşamsal adaleti sağlamaktadır.

İlk başlarda, eninde sonunda ölecek olmamız, akıllarda, yaptığımız her şeyin boş olduğu düşüncesini yaratabilir, ancak tam tersine ölüm, davranışlarımızı düzenlemekte bize yardım etmektedir. Ölüm, bize hayatı daha iyi yaşamamız gerektiğini, para, mevki, hırs ve entrika yerine gerçekten mutlu olduğumuz işlerle uğraşmamızın daha iyi olduğunu hatırlatır. Yani ölüm aslında iyidir, daha doğru şekilde söylemek gerekirse zamanında gelen ölüm iyidir. Elbette, genç yaşında veya hayatta hiçbir şey başaramamış birisinin ölmesi acı verici bir olaydır, ancak diğer yandan ölüm insana hayatını mahvetmemesi için bir tetikleyici görevi görmektedir. Bu sayede ölüm, hayatına anlam katarak yaşamış bir insan için bir pişmanlık olmayacaktır. Hayatı boyunca çeşitli başarılara imza atmış, adını duyurmuş, sevmiş, sevilmiş, samimi bir hayat geçirmiş ve ideallerini gerçekleştirmiş bir insan için ölüm pek de önemli değildir, çünkü nasıl olsa hayatı dolu dolu yaşamıştır. Diğer yandan hayatı boyunca sevmediği işlerle uğraşmış, kimsesiz ve sevilmeyen bir insan için ölüm hem korkutucu olmaktadır hem de kişinin çaresizliğine vurgu yapmaktadır.

Ne yaparsa yapsın, zamanı geldiğinde öleceğini bilen insan, sahte zevklerle hayatını çarçur etmek yerine, ideallerini gerçekleştirmeye, sevgiye ve mutluluğa daha çok zaman ayırır, ölümden sonrasını düşünerek iyi bir insan olmaya çalışır. Kısaca ölüm, yaşamın değerini bilmemizi sağlar. Ölümü bu yüzüyle gören insan, hayatını mümkün olduğunca güzel yaşayacaktır. Ölüm vakti geldiğinde ise acıyı çekecek olan sadece bedeni olacak, ancak ruhu huzura erecektir.

***

Hiç şüphesiz en büyük güç “zaman”dır. Zaman insanları birbirine yakınlaştırır, düşmanlıkları yaratır veya sonlandırır, kişilerin karakterini değiştirir ve hayatı “delirmeden” yaşamamıza imkân sağlar. Ahret varlığının olmadığı ve insanların sonsuza kadar yaşadığı bir dünyanın, aslında en “yaşanılamayacak” yerlerden biri olacağını tahmin etmek zor değildir. Bitişin olmadığı bir yarış, süresinin asla bitmediği bir sınav, güzel görülse de aslında insan için bir kâbus gibidir. Ölümün mantığını hem bilimsel hem de dini olarak algılamak işte bu zaman kavramının tam ortasından başlamaktadır. Sonsuza kadar sürecek bir kutlama, belli bir süreden sonra insana zevk vermez ve sonsuza kadar sürecek bir yaşamın değerini insanoğlu tam olarak anlayamaz. Ölüm ve dolayısıyla ilahi adaletin olmadığı bir dünyada nasıl kaotik bir ortam oluşurdu, hiç düşündünüz mü?

Ölüm olmasaydı, sevgi de nefret de, heyecan da korku da, tüm bu duygular sonsuzluk içinde kaybolup gidecekti. İşte bu yüzden ölüm, yaşamı anlamlı kılmaktadır. İnsan yaşamının sınırlı bir zamana sahip olması, yani ölüm, her türlü başarıyı, aşkı, sevgiyi ve iyilik ile kötülük arasındaki farkı yaratmıştır. Sonsuza kadar tükenmeyecek bir aşkın, sevginin olması beklenemez, bir idealin peşinde sonsuza kadar koşulamaz, işte bu nedenle ölüm kavramı yaşamı yaşanılabilir kılmaktadır. Önemli olan, insanın yaşadığı süre boyunca amaçlarını gerçekleştirmesi, yaşadığı süreye bir değer katması ve ölümden sonrasını da düşünerek iyi ve mutlu bir şekilde yaşamasıdır.


- O -

5 yorum:

  1. ölüm bir son değil aksine herşeyin başlangıcı ölüm yüzünden hiç tasalanmamak lazım en sonunda allahın cc cennetine giteceğiz.

    YanıtlaSil
  2. yaşayarak ölmenin harika bir özeti olmuş, Allah razı olsun sizden,hiç bitmeyen bir sınavda olmayı kim ister ki?

    YanıtlaSil
  3. ölüm kaçınılmaz son, isyan etmek yerine birgün tadacağımızı kabullenmek lazım

    YanıtlaSil
  4. ben ne tam ateistim ne de bir dine inanıyorum....! dinler birikim sonucu oluşmuş kültürlerdir... kitaplar ise eski efsanelerin toparlanmış halidir .. eğer bir bilinçli tanrı varsa o kesinlikle bir insanı seçip onu elçi yapıp onun aracılığıyla kitap göndermemiştir eğer öyle olsaydı tanrı her çağa göre yeni vahiyler göndermesi gerekirdi.. mesela şimdi internet çağı öyleyse tanrı youtube a bir video göndermeliydi.... kitap gönderen video da gönderir ama görüyoruzki çıt yok.... ayrıca ölümden korkmayan kimse yoktur yok olma korkusu herkesde vardır... ben bir agnostik olarak ölümden korksam da asla tanrının beni sonsuz azaba uğratacağına inanmıyorum .. bunu neden yapsınki...varsayalım ben bir insan öldürdüm katilim... tanrı bana ceza vermek yerine öldürdüğüm insanı tekrar varetmeyi neden denemesin? yoksa gücümü yetmiyor.. vs vs... sitenizdeki bilgilerin hiç biri ilginç ve ikna edici değil kusura bakmayın....... daha bilimsel olmanız gerekir..... benim düşüncem bir gün ölüm öteside bilinecektir....

    YanıtlaSil
  5. bütün dünyadaki insanlar toplanın bir canlı yaratın...YOKTAN varedin ondan sonra tanrıyı inkar edin...yasamınızı düşünün bir gribi bile engelleyemezken aciz bir yaratıkken...ölüm ötesi bilimle degilde ölünce bütün bu sorularınızın ve inandıklarınızın ınanmadıklarınızın cevabını alacaksınız...video yu orda canlı seyredersiniz

    YanıtlaSil

Yorum göndermek için Yorumlama Biçimi'nden Anonim'i seçebilirsiniz. Tarafsızlık ilkesi gereği nefret söylemi, küfür ve reklam harici her türlü yorum ve eleştiriyi yayınlıyorum.

Notral.com - tarafsız blog - Written by Kaotik Adam, Design by CC.com, - Copyright © 2015, Turkey / In the way of God, for Justice, Peace, Illuminance...

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.