Son Yazılar

İsyanlar Devrimi



Özgürlük ve eşitlik üzerine bir makaledir.




 İSYANLAR DEVRİMİ - 13c


Hiçbir zaman var olmamış ve muhtemelen ileride de var olmayacak eşitlik ve özgürlük kavramlarının üzerine amaçsızca tartışıp duruyoruz. Eşitlik istiyoruz ama insan doğarken bile eşit değil… Özgürlük istiyoruz ama hangimiz tam olarak özgürüz, hangimiz kaderini istediği gibi yönlendirebiliyor? “Bazılarımız zayıf olarak doğuyor, bazılarımız ise zeki veya güçlü… Daha yaratılış evresindeyken bile tanrı tarafından eşit konumlara getirilmiyoruz.” Sınıflara ayrılmış bir şekilde dünyaya gelirken, eşitlik istemek; kendi kalbimizin atışlarını bile kontrol edemiyorken özgürlük istemek kendini kandırmak değil midir?

Kapitalizmi savunanlar doğal sistemi örnek gösterirler. Doğada güçlü güçsüzü ezer. Denge sağlanması için ise güçsüzler birleşerek güçlülere karşı kendilerini savunurlar. Ancak bu görüş pratik olarak mümkün değildir. Yaşadığımız düzende, güçlüler birleşerek, birlik olamayan güçsüzleri daha fazla ezmektedir. Yani, denge iyice bozulmuş durumdadır. Yazıya başlarken, doğarken bile eşit konumlara getirilmediğimizi belirtmiştim. “Bazılarımız zayıf olarak doğuyor, bazılarımız ise zeki veya güçlü… Daha yaratılış evresindeyken bile tanrı tarafından eşit konumlara getirilmiyoruz.” Bu cümleler bana değil, yaşadığımız sistemin temel felsefesine aittir. Bu yazıda, güçlü ile güçsüzün olmadığını daha doğrusu olmaması gerektiğini anlatacağım.

İlk başta, tanrı, insanları melekler gibi birbirine benzer olarak yaratmadı. İnsanın en büyük gücü olan özgür irade ve seçim hakkı, her insanı farklı yollara, farklı olaylara götürmektedir. Tanrının eşsiz yaratış gücüyle, elbette hiçbir insanın birbirine benzemesi beklenemez. Her insan farklı özellikte, ancak aynı zamanda da eşit değere sahiptir. Aslında zayıf veya güçlü insan yoktur çünkü her insan farklı yeteneklere sahip birer eşsiz yaratılandır. Bazı insanların güçlü, bazılarının zayıf olduğunu sanmamıza neden olan içinde yaşadığımız sömürücü dünya düzenidir. Zayıf ve güçlü tanımı özneldir, insanoğlunun zayıf veya güçlü olarak gördüğü insanlar vardır. Bir çömlek ustası ile futbolcu aynı miktarda yeteneğe sahiptir ancak toplum çömlek üretebilme yeteneğine değer vermez iken futbol oynama yeteneğini göklere çıkarmaktadır. İşte güçlü ile güçsüz arasındaki fark sadece toplumun yeteneklere karşı algılarından ibarettir. Diğer yandan güçlü olarak düşündüğümüz bir holding patronu, zayıf olarak düşündüğümüz bir tinerci çocuk tarafından öldürülebilir. Ya da bir başbakan ile bir memur aynı hastalıktan iş yapamaz hale gelebilir. O halde aslında toplum tarafından güç denilen kavram, sadece kişinin nelere sahip olduğu ve toplumun o sahip olunanlara verdiği değerden ibarettir. Ancak gerçek güç insanın farkındalığında ve ne derece ruhunu aydınlatmış olduğunda saklıdır.



İnsanoğlu ne kadar çirkin, bencil, kötü ve açgözlü bir karaktere sahip olursa olsun, içinde beklemekte olan bir parıltı her zaman vardır ve bu parıltı, aydınlanmak, aşk, empati, zaman ve deneyim gibi bir çok etkenin sonucunda ortaya çıkabilir. İnsan, her zaman yaptığı kötü bir davranış kendi başına geldiğinde, davranışını sorgulamayı, başka birisini çok sevdiğinde bencil olmamayı, her şeyini kaybettiğinde ise açgözlü olmamayı öğrenir. Ama önemli olan nokta bu öğrenimleri, bir şeyler başına geldikten sonra değil, öncesinde kavramaktır. İnsan, sosyal bir varlıktır, ancak yalnızlığa sarılıp bir süre ruhunu dinlemesi, dünyayı daha iyi anlamasına ve zihnini aydınlatmasına yardımcı olur.

Hayatın özünü anlamış bir insan asla köle olmaz, başkasına, sevmeden hizmet etmez ve hizmet de beklemez. Aydınlanmış bir insan için güçlü ile güçsüz diye bir ayrım olmadığı, zayıfların da kendilerine özgü üstün noktaları olduğunu bildiği için, kimseyi efendisi, kimseyi hizmetçisi yapmaz. Tarihte bir çok kere üstün ve güçlü olduğu zannedilenlere karşı isyanlar yapılmış, bazıları başarıya ulaşmış ama hiçbirinin katkıları günümüze gelememiştir. Zamanında daimi eşitliği ve barışı getirmek için çaba göstermiş ama nihayetinde başarısız olmuş bu isyancıların göz ardı ettiği en önemli neden, insanoğlunun unutkan olmasıdır. İnsan bütün kötü özelliklerine rağmen, genellikle kolay affeder, saf bir şekilde yapılanları unutur ve itaat eder. Durum böyle olunca da insan başkaları tarafından sömürüldüğünün farkına bile varmaz, varsa bile kendinde isyan edecek gücü görmez. Bu dezavantaj insanların temel yapılarında bulunmaktadır. Düşünün, fakirler ve güçsüzler genellikle isyan etmez çünkü durumlarına alışkındırlar. Ama bir fakir, kendini yönetenlerin içinde bulunduğu lüksü gördükçe, bir köle efendisinin gücüne heveslenmeye başlayınca kişi yavaş yavaş uyanmaya başlar, ama yine de isyan etmeye hazır değildir. İsyan için, düzeni değiştirmek ve devrim yapmak için, daha büyük bir yeti, yani aydınlanmış bir ruha ihtiyaç vardır.

Sözün özü, yaşadığımız bu sömürücü ve emperyalist düzeni, parayı ve silahı kontrol eden insanları ve çürümüş dünyayı yaratan halktır. İnsanoğlu, liderini boş verelim, sevgilisini, her hangi bir ünlüyü, şarkıcıyı bile tanrı konumuna getirmekten çekinmez. Kendi değerinin farkına varmadan, kendini ezik olarak görüp, türlü şarkıcı ve oyuncuların peşinde zavallıca koşan, onların “hayranı” olan, onlara özenen ve kendi tanrılarını yaratan insanlar olduğunu sürece, toplumda eşitlikten ve özgürlükten bahsedilemez.

Eşitlik ve özgürlük isteyen insan önce kendini, dünyadaki bütün insanların dengi olarak görmelidir. Kimseye boyun eğmemeli, boyunduruk altına girmemelidir. Ünlü birini gördüğü zaman onun peşinde koşup imza istemek gibi alçakça ve saçma hareketler yerine, o gördüğünün de kendi gibi bir insan olduğunu akıl edip, herhangi bir insana nasıl davranıyorsa öyle davranmalıdır. Kendi tanrılarını yaratmamalı, kimseye gereğinden fazla değer vermemelidir. İçindeki gücü keşfetmeli ama aynı zamanda o gücün diğer bütün insanlarda da olduğunu bilmeli ve herkesi kendisiyle eşit tutmalıdır. Bütün insanlar bunu başarabilirse, eşitsizlik yok olur. Eşitsizlik bittiği anda, özgürlük de zirveye ulaşacaktır…




- O -

6 yorum:

  1. yabancı bi şarkıcı geliyor ülkeye millet tanrı gibi peşinde koşup tapınıyo rezil herifler valla

    YanıtlaSil
  2. "karaktersizler eşitliği haketmez"

    YanıtlaSil
  3. köle köledir isyan hiçbir işe yaramaz spartacus isyan ettide noldu?

    YanıtlaSil
  4. var olan düzende bir şey yapamasanız bile en azından yanlış olduğunu bilmek ve ona karşı içinizde cephe almak önemlidir.

    YanıtlaSil
  5. Ozan Ünsal'ın da zamanında dediği gibi "devrimci güçler george busha it olmuş devrim pıtırcıkları hiç açamadan solmış".

    YanıtlaSil
  6. Roma imparatoru'nun %80 oranın da aç olan halkı hiza da tutabilmek için sirk,kölelerin savaşacağı kolezyum vs. yaptırdığı dönemler geldi aklıma. Amaç halka açlığını unutturmak,onlara bir amaç vermek öyle de oldu.Halk hiç bir şekilde açlıklarını dert etmedi oysa hastalıktan,Yetersiz beslenmeden ölüm oranları artmaktaydı.Daha fazla uzatmadan, geçmişten günümüze pek bir şeyin değişmediğini görmekteyiz.Televizyon modern çağın köleliği,İnternet Yeni nesli kendine mahkum ettiği sanal ortam,Politikalar,Şirketler ezilen geçmişten günümüze olduğu gibi halk, modern köleler.Yeni modern çağda ''Tek Tanrı'' mutlak değişmez ''PARA'' dır.

    YanıtlaSil

Yorum göndermek için Yorumlama Biçimi'nden Anonim'i seçebilirsiniz. Tarafsızlık ilkesi gereği nefret söylemi, küfür ve reklam harici her türlü yorum ve eleştiriyi yayınlıyorum.

Notral.com - tarafsız blog - Written by Kaotik Adam, Design by CC.com, - Copyright © 2015, Turkey / In the way of God, for Justice, Peace, Illuminance...

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.